Özel yeteneklerimin farkında mısın? / Are you aware of my special talents?

 

“Eğitimde önceliğimiz özel ya da değil her bir çocuğun yeteneklerini, var olan kapasitesini keşfetmek ve gelişmesine imkân tanımak olmalıdır”

 

Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından yürütülen “Özel Yeteneklerimin Farkında Mısınız?” / “Are You Aware of My Special Talents?” adlı Erasmus Okul Eğitimi Personel Hareketliliği Projesi kapsamında İngiltere’nin Plymouth şehrinde beş devlet okulunu gezme, inceleme ve gözlemleme imkânı bulduk. Genel anlamda İngiliz eğitim sistemi, proje temamız gereği özel anlamda ise özel yeteneklilerin eğitimine ilişkin işleyişi, yapılan çalışmaları yerinde inceleme fırsatı yakaladık. Betimsel araştırma metoduyla İngiliz eğitim sistemine ilişkin aşağıda yapılan değerlendirmeler, bu eğitim gezisi kapsamında, gezdiğimiz okullardaki uygulama ve çalışmalara ilişkin gözlemlere ve bize aktarılan bilgilere dayalıdır.

 

İNGİLTERE EĞİTİM SİSTEMİNE GENEL BİR BAKIŞ

İngiliz eğitim sisteminde üniversiteye kadarki dönemde okul çeşitliliği, sınavsız öğrenci alan normal okullar (Comprehensive schools), sınavla öğrenci alan okullar (Grammar  schools)ve tüzel kişi yada kuruluşların kurduğu diğer iki tip okulda olduğu gibi yine devlet desteği ile ayakta duran serbest okul diye adlandırılan okullar (Free schools) olmak üzere kabaca üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bizim gözlem ve inceleme yaptığımız beş okul, Comprehensive Schools diye adlandırılan okullardır.

 

EĞİTİMİN EN BİRİNCİL HEDEFİ ÖĞRENCİ KEŞFİDİR

İngiltere eğitim sisteminin en belirgin hedefi geniş kitleleri eğitmekten ziyade yetenekleri olabildiğince erken tespit edip onlar üzerine yoğunlaşmak şeklinde tezahür eder. Tüm müfredat ve okul yapısı bu amaca hizmet etmek üzere şekillendirilir. Eğitim bakanlığı tarafından genel olarak millî eğitim hedefleri belirlenmekte, millî eğitim politikası ve planlamaları yapılmakta, yerel yönetimler ve okulların yönetim kurulları tarafından da diğer ayrıntılar şekillenmektedir.

İNGİLTERE’DE OKULLAR

İngiliz eğitim sistemi okul öncesi dönem (nursery), ilköğretim (primary school: infant ve junior school), ortaöğretim (secondary school) ve yüksek öğretim (university) olmak üzere dörde ayrılır. Zorunlu eğitim sonunda öğrenciler GCSE (General Certificate of Secondary Education- Ortaöğretim Genel Eğitim Seritifikası) sınavına girerler. Bu sertifikayı alan öğrenciler iki yıl sonra ileri düzey eğitim diploması (Certificate of Education at Advanced Level- GCE A level) sınavına girmeye hak kazanırlar. Bu sınav neticesine göre öğrenciler üniversiteye devam edebilme şansına erişmektedirler.

İngiltere’de ilköğretim okullarındaki ders yılı süresi ortalama 38 hafta (190 gün), yaz tatili ise altı haftadır. Ayrıca iki hafta Noel tatili ve iki hafta da bahar tatili vardır. Bizdekinin aksine uzun bir yaz tatili yerine belli aralıklarla eğitim yılına yayılmış kısa tatiller mevcuttur.

İngiliz eğitim sisteminde 5-18 yaş arası yani ilkokuldan üniversiteye kadarki dönem zorunlu eğitim kapsamındadır. Okullarda tek bir merkezî müfredat izlenmektedir. Gezdiğimiz okullarda öğretmen ve idarecilerin özellikle üstünde durdukları noktalardan biri Bloom taksonomisidir. Yine bu okullarda dikkat çeken hususlardan biri de öğrencilerin “ne” değil “nasıl” düşündüklerine önem verilmesi, öğrencilerde üst düzey, yaratıcı, bağımsız düşünme becerileri geliştirmeye çalışılmasıdır.

“İngiltere’de öğrenciler okuma-yazma becerileri test edilerek bu becerilerinin aşama aşama artırılması için büyük çaba sarf ediliyor”

İngiltere eğitim sisteminde dikkatimizi çeken önemli hususlardan biri de gezdiğimiz okullarda yetkililerin bahsettikleri okuma ve yazma beceri testleridir. Okuma becerileri test edilen öğrenciler test sonuçlarına göre sınıflandırılıyor, becerilerine uygun şekilde okumaya yönlendiriliyorlar. Kütüphanedeki tüm kitaplar bu testin amacına uygun şekilde yönlendirmelere olanak tanıyacak şekilde seviyelere ayrılmış, sınıflandırılmış durumda öğrencilerin hizmetine sunuluyor.

Okullarda kütüphaneler okulun en albenisi yüksek, cazibe merkezi olacak gözde bir mekânına konuşlandırılmış. Yarışma ve oyunlarla öğrencileri kütüphaneye çekebilmek, kütüphaneyi, okumayı, araştırmayı sevdirmek adına çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

OKULLARDAKİ SÜKÛNET VE ZİLSİZ SİSTEM

Eğitim hayatına adımını atar atmaz öğrenciler müfredatla boğulmadan, bilgi yükü altında ezilmeden rahat ve huzurlu bir çalışma ortamına maruz bırakılıyor. Sükûnet ve huzurun teminine olanak sağlayacak şekilde düzenlenen okullar ya tek ya da iki katlı. Pek çok noktadan giriş ve çıkışlara imkân sağlayan kapılar mevcut. Pek çok okulun giriş katındaki sınıfların kapıları bahçeye yeşilliklere açılıyor. Koridor, dar ve kapalı mekânlarda öğrenci yoğunluğuna ve gürültüye fırsat verilmiyor. Öğretmen kontrolünde derslere giriş ve çıkışlar düzenleniyor, zil sistemi uygulanmıyor. Derslerin özelliğine göre ders süreleri ayarlanıyor. Blok ders uygulaması oldukça yaygın. Okullarda genellikle sabah ve öğleden sonra 15’er dakikalık bir teneffüs ile öğle yemeği arası dışında öğrenciyi boş, kendine haline bırakacak kontrolsüz alan ve zaman dilimine fırsat verilmiyor.

İlkokul kademesinde şahit olduğumuz derslik tipleri de tam anlamıyla eğitsel faaliyetlerin gerçekleştirilmesine olanak tanıyacak ders araç ve gereçleriyle donatılmış bir vaziyette hizmet veriyor. Öğrencinin ihtiyaç duyacağı her şey hemen ulaşabileceği bir şekilde sürekli sınıf içinde dolaplarda tutuluyor. Öğrenci özel eşyaları sınıf içine alınmıyor. Dersliklerin hemen dışındaki öğrenci eşyalarının koyulduğu dolap ve askılar sınıfları gereksiz kalabalıklardan kurtarıyor. Sadece eğitsel materyallerle donatılmış sınıflar, güçlü bir motivasyon kaynağı olacak şekilde sergilenerek öğrencinin dikkatini çekmeye, derse olan ilgisini artırmaya yönelik bir işleve sahip. Okulun her metrekaresi eğitsel materyallerle donatılarak her alan bir eğitim köşesine dönüştürülmüş durumda. Okul içinde attığı her adımda sanki örtük bir mesajla öğrenci sükûnetle sadece yapması gereken iş ve sorumluluklara davet ediliyor.

Okulda ve derslerde sükûneti sağlayan bir diğer unsur ise özellikle ilkokul kademesinde sıkça rastladığımız “yardımcı öğretmenler”. Öğretmenlik mesleğine atanan yeni mezunlar ilk yılını/yıllarını teacher assistant / yardımcı öğretmen olarak geçiriyor. Bu, hem stajyer öğretmenin tecrübesiz bir şekilde mesleğe adımını atar atmaz onlarca öğrenci yükü altında ezilmesini önlüyor hem de dersliklerde sorumlu öğretmenin mevcut eğitsel faaliyetleri kolaylıkla yapmasını, ders ortamını ve disiplini muhafaza etmesini kolaylaştırıyor.

Dersliklerde otuza yakın öğrenci mevcuduyla dersini yapmaya çalışan bir öğretmene, genel ders akışına yetişemeyen, algısı zayıf ya da özel yardıma ihtiyaç duyan öğrencilerine “yardımcı öğretmen” desteği sağlanması ile sınıftaki genel akış ve ders işleyiş sekteye uğratılmıyor. Özel ilgi ve desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler birebir desteklenerek eğitimde firesiz, kaliteli zaman kullanımı başarılı bir şekilde sağlanıyor. Ayrıca algısı zayıf öğrencilerin derse katılamayınca ders dışı şeylerle dersin işleyişini bozdukları disiplinle ilgili sıkıntılara sebep olduğu da herkesin malumudur. Yardımcı öğretmen desteği ile hem ders verimi artırılıyor hem de disiplin sorunlarının çıkmasına müsaade edilmiyor.

Tüm bunların neticesinde hem dersliklerde hem de okulun diğer tüm alanlarında öğrenciler yaptıkları işle meşgul ve bundan memnun olarak okuldaki vakitlerini geçiriyorlar.

Öğretmenler her gün için özel bir planlama yapmak, bu plan içinde özel yetenekli öğrenciler için gerçekleştirilecek ekstra materyal, egzersiz ve oyunlar hazırlamak mecburiyetindeler. İngiltere’de özel yetenekli öğrencilerin eğitiminde dünyada en çok karşılaştığımız “birlikte” ya da “ayrı” eğitim modellerinden “”birlikte” nitelikli özel eğitim yaklaşımı benimsenmiş ve uygulanmaktadır. Bu model gereğince sınıflarda özel yetenekli öğrenciler akranlarıyla birlikte aynı müfredatla aynı eğitimi alıyor. Ancak öğrenme becerilerindeki hız ve kapasite gereğince öğretmen tarafından gerekli destek verilerek ihtiyacı olan ekstra çalışmalar da ihmal edilmiyor.

TEK TİP OKUL KIYAFETİNİN İSTİSNASIZ BİR ŞEKİLDE UYGULANMASI

İngiltere’de, kreşten sonra üniversiteye kadar zorunlu tutulan eğitim-öğretim döneminde okullarda okul forması zorunlu tutulmakta ve gözlemlediğimiz kadarıyla kurallara son derece riayet edildiği görülmektedir. Öğrenci velileri kendi imkanlarıyla sadece okul formalarını temin etmekle yükümlüdür. Okul forması dışında tüm okul araç ve gereçleri okul tarafından temin edilmektedir. Kullanılan defterler bile tek tip, dersin amaçlarına uygun şekilde seçilmekte, defter ön yüzünde o derste öğrencilerden ne gibi hususlara dikkat etmeleri gerektiği, onlardan neler beklendiği açık ve net bir şekilde belirtilmektedir.

OKUL MÜDÜRÜ BİR CEO GİBİ ÇALIŞIYOR

Dışarıdan bir gözle bakıldığında gerek fiziki yapı gerekse içteki yönetim ve işleyiş bir devlet okulundan ziyade bir özel okul tablosu çiziyor önümüze. Okul müdürü son derece yetki ve sorumluluk sahibi bir konumda işini yapıyor. Öğretmenini seçme hakkı var. Kendi okul bütçesini hazırlıyor, yerel yönetimden gelen ödenekle mali işlerini yönetiyor. Okulların denetimi merkezi hükümetten ziyade yerel yönetim tarafından yapılıyor.

Öğretmen, öğretmen yardımcıları, baş öğretmen, tutor vb. kişiler eğitim işini üstlenmiş durumdalar. İlkokul kademesinde sınıf öğretmenleri sanat, spor gibi beceriye dayalı alanlardan birinde uzmanlaşarak, bu alanda diğer sınıf öğretmenlerine rehberlik ediyor, yardımcı oluyor. Okulda çok yönlü bir eğitim sistemi işliyor. Hem öğrencilerin hem de eğitici konumundaki herkesin sürekli ve aktif bir şekilde eğitim süreci içinde oldukları rahatlıkla gözlemlenebiliyor. Boş alan bırakılmıyor. Okul öğretmen kadrosundan beş kişi ilk yardım ve acil sağlık hizmetlerini yönetmek üzere eğitiliyor ve ilk yardımla sağlık işlerinden sorumlu olarak görev alıyor. İdeal olan gerçek bir sağlık elemanı bulundurmak olsa da ekonomik zorlukların okul bünyesinde ayrı bir sağlık çalışanı bulundurulmasına elverişli olmamasından da yakınılıyor.

Her alanın bir sorumlusu var. Öğretmenlerin de çalışmalarını, performanslarını değerlendiren “Professional Tutor” olarak adlandırılan öğretmen sorumluları var. Bu sorumlu kişiler hangi öğretmenin ne gibi eksik ya da geliştirmesi gereken durumları varsa bunları rapor edip ilgili öğretmene bildiriyor. Bu rapor sayesinde öğretmen gerek meslek bilgisi gerek iletişim becerileri gerekse okul işleyişine dair yapması gerekenleri öğrenme fırsatı buluyor ve telafisi için gayret sarf ediyor. Professional tutor tarafından hazırlanan rapor gereğince hizmet içi eğitim alabileceği kanallara yönlendirilen öğretmen, bu rapora dayalı olarak yapılan değerlendirmelere paralel olacak şekilde performansını artıracak, eksikliklerini tamamlayacak gerekli eğitimleri almak, çalışmaları yapmak zorundadır aksi takdirde eksikliklerini tamamlamamış bir öğretmen yetersiz bulunmakta ve okulda kalma şansı kalmamaktadır. Değerlendirmeleri dikkate almayan, performans düşüklüğü gösteren öğretmenlerin okulda kalma eğitime devam etme şansları yoktur, anlaşmaları feshedilip okuldan gönderilmektedirler. İdarenin kendi kadrosunu oluşturabilme yetkisine sahip olması çok güzel ve faydalı bir uygulama çünkü “nasıl olsa devlet memuruyum kimse bana dokunamaz, devlette çalışmaya başladım emekli oluncaya dek kimse beni sorgulayamaz, hakkımda performans değerlendirmesi yapamaz, yerimden edemez” diyemez. Aksine mesleğine devam etmek istiyorsa öğretmenliğin gereklerini yerine getirir hem kendi performansını hem de okulun performansını artıracak çalışmaları büyük bir titizlikle yapar.

 

 

DEVLET OKULLARINDAKİ FİZİKİ DONANIM, MATERYAL KULLANIMI VE GENEL İŞLEYİŞ

           5-18 zorunlu eğitim yaş döneminde İngiliz okul sisteminin ilk kademesi foundation adı verilen temel kademedir. Bu temel kademe ana sınıfı (nursery) ve kabul (reception) adı altında iki kısımdan müteşekkildir. Bizim eğitim sistemimizdeki ana sınıfına tekabül eden birimlerde eğitime başlayan öğrencilere daha ana sınıfındayken okuma-yazma ve matematik derslerinin öğretildiğine şahit olduk. İlköğretim dönemindeki her iki kademede de diğer tüm kademelerde olduğu gibi görsellik ön plandadır. Ders yoğunluğu yerine öğrenci becerilerini geliştirmeye yönelik faaliyetler ağır basmaktadır. Gezdiğimiz her okulda görsel materyallerin en etkili olabilecek şekilde ve yoğun bir şekilde kullanılmış olması, proje bazlı çalışmalara ağırlık veren bir eğitim anlayışı benimsendiğinin göstergesi olarak dikkat çekicidir. Bu eğitim döneminde öğrencilere hafif düzeyde ödev verilmektedir. Her sene sonunda SAT (Standart Attainment Test) adı verilen sınavlar yapılmaktadır. Bu sınavlar öğrenciden ziyade okulun durumunu tespit için önem arz etmektedir. Yapılan sınavlar öğretmene de öğrencinin eksiklerini görmesini sağlamakta ve telafisi için fırsat vermektedir. İngiliz eğitim sisteminde okul tekrarı, sınıfta kalma yoktur. Her şey öğrenciyi en iyi şekilde tanımaya, keşfetmeye ve bu keşifler neticesinde geliştirmeye yönelik yapılmaktadır.

Kademeli İngiliz eğitim sisteminin KS3, KS4 ve KS5 olarak adlandırılan kademeli ortaöğretim eğitiminde öğrenciler tüm derslerin (İngilizce, Matematik, Fen Bilimleri (Fizik, Kimya, Biyoloji), ICT-Bilgi ve Komünikasyon Teknolojisi-İnsan Bilimleri (Coğrafya, Tarih ve Din Bilimleri), Modern Yabancı Diller (İspanyolca, Fransızca), Görsel Sanatlar, Vatandaşlık, Drama, Dans, Gıda Teknolojisi ve Tekstil) eğitimini alır. Orta öğretim kademelerinde ders yoğunluğu artırılır, öğrencinin üniversitede okumak istediği bölüme göre ders seçimlerini yaparak eğitim alması sağlanır.

Öğrencilerden 11-plus sınavına girenlerin %25’i Gramer Okulları (Grammar Schools) adı verilen okullara girme şansını elde ederler. İyi bir üniversitede okumak isteyen öğrenciler için bu okullar son derece önem arz etmektedir.

SINIF YERİNE DERSLİK MODELİ

Tüm sınıflar laboratuvar / atölye şeklinde tasarlanmış, çoğu derste küme şeklinde sınıf oturma planları var. Eğitim küçük gruplar şeklinde uygulanıyor. Gün içerisinde amaçlanan hedefler kapsamında sınıftaki küme şeklinde oturan gruplarla eğitim faaliyeti öğrenci merkezli olacak şekilde gerçekleştiriliyor. Gerekli görülen yerlerde düz sıra oturma planı da uygulanabiliyor. Okuldaki tüm eşyalar hatta odalar mobilitesi yüksek kullanıma sahip. Bir okulda drama dersine şahit olduğumuz salonun yarım saat sonra yemekhaneye dönüştürülüp kullanıma açılmış olduğunu görmek gerçekten ilginçti. Okulda her alan dolu dolu eğitsel amaçlara hizmet etmek üzere donatılmış ve kullanılmakta, ölü alan bulunmamaktadır. Tüm duvarlar, koridorlar pano olarak işlev görmekte, panoda işlenen temalar müfredat konularına uygun bir şekilde aylık olarak düzenlenip değiştirilmektedir. Tüm okul mefruşatı didaktik öğelerle donatılmış vaziyette okula adımınızı atar atmaz eğitici atmosferi hissediyorsunuz.

 

MATERYAL KULLANIMI VE DERSTE TELEFON KULLANIMI

Gezdiğimiz okullardan birinde ortaokul öğrencilerinin yanlarında telefon bulundurmalarının serbest bırakıldığına şahit olduk. Dersliklerde, telefon kullanımının serbest olup olmadığına ilişkin uyarıcı levha bulunuyor. Derste telefon kullanımı ancak öğretmenin izin verdiği zamanlarda, özellikle araştırma görevi için mümkün olabilmektedir. Bu tür durumlarda öğrenci isterse laptop dolabından bir bilgisayar alarak isterse de kendi telefonunu kullanarak araştırması gereken konuyu araştırıyor. Bizim eğitim sistemimizdekinin aksine araştırma konuları ödev verilip okul sonrası zamana ertelenmek yerine, anında hemen uygulanarak öğrenciler araştırmaya, bilgi edinme yolculuğuna öğretmen kontrolünde yönlendiriliyorlar hatta araştırma konuları ile merak duygularının hemen beslenebilmesi araştırma becerilerinin gelişmesini sağlanmakta, öğrenci merkezli öğretme yaklaşımının güçlü bir şekilde uygulanmasına olanak tanıdığı görülmektedir.

Eğitimde internetten ve dijital platformlardan sıkça faydalandıkları görülmektedir. Gerek ders içi materyal ve ders kitabı egzersizleri için gerekse sınavlara hazırlık için her okul mevcut dijital platformlardan bir ya da birkaçını alarak okullarında kullanmaktadırlar. Her sınıfta sürekli ve aktif bir şekilde dijital ekran ile beyaz tahta birlikte kullanıldığı görülmektedir. Öğretmenler her güne özel hazırladıkları günlük planla derse girmek zorundalar. Sınıflarında özel yetenekli öğrencileri varsa öğretmenlerden bu özel yetenekli öğrencilere yönelik ekstra etkinlik de planlaması beklenmektedir. Her branşta özel yetenekli öğrencilerden özellikle akademik dil ve özel terim kullanımı hususunda beklentiler yüksek tutulduğu gözlemlerimiz arasında dikkat çeken unsurlardan biridir. Okulların ortak kullandıkları dijital veri kaynakları mevcut, bu kaynaklar azami şekilde öğrencinin istifadesine sunuluyor. Tüm okul materyalleri kalem, defter, ders kitabı vs. okul tarafından temin ediliyor. Bu uygulama ile dersin işleyişi sekteye uğratılmamakta, öğrencinin ilgisini dağıtacak abartılı ya da eğitsel yönü olmayan materyal kullanımının önüne geçilmiş olmaktadır. Bu uygulama, bir anlamda sınıfsal farklılıkları, zengin-fakir ayırımını ön plana çıkaracak olumsuzlukları da okuldan uzak tuttuğu görülmektedir.

TUTORİNG, ARC VE BRC

Gözlemlediğimizi okullarda dikkat çekici noktalardan biri de tutoring seanslarıydı. “Tutor” diye adlandırılan sorumlu öğretmene tanımlı öğrenci grubuyla her gün ders başlamadan önce bir seans gerçekleştirildiğine şahit olduk. Ders öncesi, bir anlamda warm-up ısındırma egzersizi, öğrenciyi okula, derse yeni bir güne hazırlama faaliyeti olarak adlandırılabilecek bu seans sayesinde öğrencilerle yakın bir iletişime geçilmekte, sorunu, sıkıntısı olan öğrenciler ders öncesi tespit edilip ilgili birime sevk edilmektedir. Sorun çıkmadan, önleyici çalışmalar yaparak, tedbirler alarak eğitim performansının en yüksek düzeye çıkarılmasına çalışılmaktadır. Gezdiğimiz tüm okullarda o gün yurt dışından bir öğretmen grubunun gözlem yapmak için okulu ziyaret edecekleri bu tutoring session diye adlandırılan zaman diliminde öğrencilere bildirilmiş.

Tutoring seanslarında morali bozuk, canı sıkkın, anne-baba ayrılığı yaşayan, bir yakınını kaybetmiş vb gibi özel ilgi ve alakaya ihtiyacı olan öğrenciler varsa bunlar hemen tespit ediliyor. Bu öğrenciler bu özel durumuyla nasıl baş etmesi gerektiğine dair profesyonel ve birebir yardım alabileceği ARC (Achievement Recovery Center) birimine yönlendiriliyor. Yine sorun çıkmadan önleyici tedbirler alınarak öğrencinin hassas olduğu durumlar probleme dönüşmeden müdahale edilerek bertaraf ediliyor, öğrencinin beden-ruh uyumuna önem verildiği görülüyor. Okullarda önleyici ruh sağlığı mekanizmasının çok güzel bir şekilde işletildiğini görmek eğitimde güzel örneklerden biri olarak hafızalarımızda ve notlarımızda yerini aldı.

Disiplin ve sükûnet, sessiz ve huzurlu bir eğitim ortamı yine bu gezilerimizde en çok dikkatimizi çeken hususlardan bir diğeridir. Öğrenciler daha eğitim hayatına adımlarını attıkları ilk andan itibaren okul kurallarına uyma noktasında çok ciddi eğitilmekteler. Erken dönem eğitim basamaklarında temel insanî değerler, toplumsal değerler ve kuralların büyük bir titizlikle verildiği görülmektedir. Okul gezilerimiz esnasında selam veren, yol veren, kapı tutup yol gösteren yardımcı olan öğrenci görüntüleri bu hususta özenle yetiştirildiklerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Eğitim aldığımız gözlemler yaptığımız okullara ev sahipliği yapan Plymouth adlı bu sakin huzurlu İngiliz şehri okullarda şahit olduğumuz sükûnet ve huzurun devamı olacak nitelikte bir şehir görüntüsü vermekteydi. Otobüslere insanların aheste aheste binip inmekte oldukları, acele davranan, sabırsızlık gösteren kimselerin bulunmadığını görmek bizi gerçekten hayrete düşürdü. Okullarda zil kullanımının olmaması da hem okula hem de şehre hâkim olan bu sükûnet ortamını bozmamak korumak için belki özellikle planlanmış bir uygulama da olabilir.

Okula başlamadan önce daha güne başlamadan önce varsa bir sıkıntısı öğrenci anında ve yerinde bir müdahale ile tespit edilerek, rehabilite edilerek derse başlaması sağlanıyor. Ders esnasında ders ortamını bozan, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen öğrencilere asla müsamaha gösterilmiyor. Gerekli sözlü yazılı uyarılar yapıldıktan sonra öğrenci hala olumsuz davranışında ısrarcı olursa, o gün için yapması gereken ödev ve sorumlulukları yerine getirmemişse, getirmiyorsa, dersteki beklentilere uygun davranmıyorsa bu sefer öğrenci BRC (Behaviour Recovery Center) adı verilen davranış iyileştirme merkezine yönlendiriliyor. Bu durum anında velisine bildiriliyor. Eğer öğrenci aynı gün içinde ikinci kez BRC’ye yönlendirilirse velisi hemen okula çağırılıyor. Disiplin anlamında titizlikle öğrenci takibi yapıldığı bizatihi gözlemlerimizle şahit olduğumuz durumlardan biridir.

ÖZEL EĞİTİM

İngiliz eğitim sisteminde özel yetenekli öğrencilerin tanılaması, okul içinde uygulanan test sonuçlarına, başarı ölçütlerine ve öğretmenin gözlemlerine dayalı bir şekilde yapılmaktadır. Zekâ testlerine göre yetenek belirleme yolu tercih edilmemektedir. Bilimsel veriler her toplumda ancak %2’lik bir kesimin özel yetenekli olabileceğini öngörürken, İngiliz eğitim sistemi okullardaki öğrencilerin %5’ine tekabül edecek şekilde bu oranı daha geniş tutmakta, özel yetenekli olma potansiyeline sahip olan gizli yetenekleri de ıskalamamayı ve daha fazla özel yetenekli öğrenci potansiyelini ortaya çıkarmayı hedeflediği görülmektedir.

Özel yetenekli öğrencilerin tanımlanmasında en yaygın olarak “more able students” ve “talented” terimlerinin kullanıldığı dikkat çekmektedir. Akademik ders başarıları yüksek, üstün zekâlı öğrenciler için “more able students” terimi, sanat, müzik gibi beceriye dayalı durumlardaki yetenekli öğrenciler için de “talented” terimi kullanılmaktadır.

Özel eğitimde dünya çapındaki tüm uygulamalara bakıldığında dikkat çeken “birlikte” ve “ayrı” eğitim modellerinden İngiltere’de birlikte eğitim yaklaşımının benimsendiğini ve uygulandığını yazımızın önceki bölümlerinde belirtmiştik. Özel eğitime ilişkin okullarda ayrı bir müfredat uygulanmıyor, öğrenciler özel eğitim için ayrı kurumlara yönlendirilmiyor. Yerinde, ayrıştırılmadan diğer öğrencilerle birlikte aynı eğitimi alıyorlar.

Özel yeteneklilerin eğitiminde dikkat çeken hususlardan biri tanılaması yapılan öğrencilere yönelik hazırlanan ekstra egzersiz, oyun ve etkinliklerdir. Bu anlamda özel yetenekli öğrencilerin ders içi etkinliklerinde bir farklılaşmadan ya da zenginleşmeden söz edilebilir. Özel yeteneklilerin eğitiminde dikkat çeken bir diğer husus ise okulların üniversitelerle yapmış oldukları protokol gereği ortak çalışma ve iş birliği neticesinde özel yetenekli öğrencilerin tanılaması yapıldığı ilk yıldan itibaren üniversite çatısı altında eğitim almalarına fırsat verilmesidir. Üniversitede aldığı eğitimle öğrenme ufkunu genişletip, öğrenme becerilerini geliştiren, özel ilgi alanı olan konularda daha derinlikli ve özel çalışmalar yapma fırsatı bulan özel yetenekli çocuk, okuluna döndüğü zaman burada öğrendiklerini “mentoring” adı altında bir çalışmayla diğer çocuklara anlatarak hem öğrendiklerini pekiştirme ve uygulama şansı bulmakta hem de öğretme becerilerini geliştirmektedir. Dolayısıyla üniversite ortamında alınan ekstra eğitim ve yapılan çalışma ve araştırmalar, sadece özel yetenekli öğrenciye değil mentoring adı altında yapılan çalışmalarla beraberinde çalıştığı pek çok arkadaşına da faydalı olmaktadır.

Özel yetenekli öğrencilerle ilgili yapılan örnek çalışmalardan bir diğeri ise özel yetenekli öğrencilerin yetenekli oldukları alanla ilgili bu alanda en üst düzey beceri sahibi ustalarla mümkün olan en erken yaşta tanıştırılıyor olmasıdır. Mesela resim, sanatsal becerileri yüksek olan bir öğrenci ülke çapında başarısıyla tanınan, bilinen bir ressamla; müzik alanında yetenekli bir öğrenci bu alanda ülke çapında tanınan, bilinen bir müzisyenle bir araya getiriliyor. Spor alanına meraklı ve yetenekli öğrenciler milli maçlara, beynelmilel turnuvalara götürülüyor. Bu geziler ve buluşmalar sayesinde öğrencilerin motivasyonlarını maksimum düzeye ulaştırmaya, hayat başarısına ilişkin çizdikleri ufukları, hedefleri genişletilmeye çalışılmaktadır.

Aslolan şudur ki; özel yetenekli ya da değil, her bir öğrenciyi sahip olduğu yeteneklerini ortaya çıkaracak, bu yeteneklerini geliştirmesine olanak sağlayacak bir eğitim sistemine tabi tutmak gerekmektedir. Herkes kapasitesi gereğince bir eğitime tabi tutulduğu müddetçe eğitimle ilgili kazanımlarımız son derece artacak, kayıp olan “güçlerimizin” önüne geçilmiş olacaktır.  Toplum içinde zihinsel engelli, vasat zekalı, ortalama akıllı, yüksek becerilere ya da üstün zekâya sahip özel yetenekli öğrencilerimiz hepimiz bir arada, hep beraber yaşıyoruz. Ayrılmadan, ayrıştırılmadan… Eğitim, hayatın ta kendisidir. Eğitim hayatında da hepimizin ayrıştırılmadan, ötekileştirilmeden, farklı konum ve statülerle payelendirilmeden hep beraber ve birlikte yaşama becerisi göstermesi gerektiğini önemsiyorum. Bu sebeple Özel Yetenekli öğrencilerin eğitimine ilişkin Türkiye’de uygulanan sistemin yeniden gözden geçirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Birlikte eğitim modeli uygulanarak özel yetenekli öğrencilerin bulundukları okullarda ufuk geliştirici proje ve faaliyetlerle eğitim imkânları artırılmalı, İngiltere’de olduğu gibi üniversite ile iş birliği yapılarak ortak çalışmalar geliştirilmeli, alanların usta olanlarla yetenekli öğrenciler tanıştırılmalı ve böylelikle öğrencilerin motivasyonları, düşünce ve hayal ufukları genişletilmelidir. Sadece zekâ testlerine dayalı olarak yapılan özel yetenekli öğrenci tanılaması uygulamasından vaz geçilmeli ya da başka kriterler de bu tanılamaya dahil edilmeli, dolayısıyla %2’lik bir kesimle özel yetenekli öğrenci sayısı kısıtlanmamalı, daha fazla yetenek keşfi için çalışılmalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir