Ortak akıl mı, ortalama akıl mı?

Bu ayki yazıda bugünlerde çok sıklıkla söylenmeyen ancak her başımız sıkıştığında üzerine atladığımız ortak akıl meselesine biraz kafa yoralım istedim. Özellikle eğitim sistemimizde pek çok konuyu tartışırken ortak akılla çözüm bulma konusu gündemimize geliyor. Diğer yandan benim sorum da ortalama akılla acaba yenilik, yeni ve yaratıcı fikir çıkar mı? Şeklinde zihnimde yükseliyor. Aslında bu duruma bağlı olarak bugünlerde kimin yerinde olmak istemezdim diye düşününce de Ziya Hoca’nın yerinde olmak istemezdim diyorum.

Ülkemizde ortalama herkes tarafından kabul ve iltifat gören bir Milli Eğitim Bakanı olarak her kesimin kendilerince büyük beklentileri var ve zaman geçtikçe de bu kesimler kendi beklentilerine uygun uygulamalar, kararlar görmek için sabırsızlanıyorlar. Bu durum elbette her bir uygulamanın farklı kesimleri mutlu ve mutsuz etmesi halinde bir durum ortaya çıkarıyor. Bunun üstesinden gelmek için de bakanlığın ortak akıl veya diğer deyişle ortalama akılla kararlar alması tehlikesini ortaya çıkarıyor ki bu aslında en büyük tehlike olur eğitim sistemimiz için. Bu dönemde eğitim sistemimizin ihtiyacı ortalama akıl değil yenilikçi ve yıkıcı inovasyon içeren uygulama karalarıdır.

Son dönemde trendler ile yürütülen eğitim sistemimizin en temel ihtiyaçlarından birisi ortalama akıl yerine sivri akıldır. Herkesin bir anda STEM uzmanı olduğu, ortalığı endüstri 4.0 okullarının kapladığı bu döneme trendlerle değil kadim olanla evrenseli yakalayan sivri akıllı uygulamalar çocuklarımıza bir gelecek oluşturacaktır.

STEM özellikle bir zihinsel dönüşüm gerektiren düşünsel bir yaklaşım iken ülkemizde pratik matematik, fen ve teknoloji uygulamaları alanına çevrilmiş ve pek çok kişinin de pasif direnç cümlesi olan biz zaten bunu yapıyorduk ifadelerini her yerde duyar olduk. Bu konuda STEM yaklaşımı taraftarları da sanki eğitim sistemini kurtaracak gibi uhrevi görevler yüklenmekteler! STEM eğitim sistemimizi kurtarmayacak ancak ekosisteme bir katkı oluşturacaktır. Çocuklarımızın özellikle erken çocukluk dönemi eğitimine ve bu dönemde sosyal ve duygusal gelişimlerine yatırım yapmak gerektiğini unutmadan trend konuları takip etmek ve bütüncül felsefemizin içinde oturduğu yere dikkat etmek gereklidir diye altını çizmek isterim. Her yeni yaklaşımın eğitim felsefemizin içinde var oluşuna ve epistomolojik, ontolojik köklerine iyi bakmak gerekir.

Sivri akıllı çocuklar yetiştirmek için nasıl okullar ve nasıl kararlar almalı sorularına cevap olması için bazı soruların cevaplarını da verelim isterim;

Aileler çocukları için doğru okulu seçerken neleri dikkate almalı?

Aslında bu soru için tek bir doğru yanıt veya bir reçete yok ne yazık ki… Öncelikle önerim ebeveynlerin doğru okuldan ne anladıklarını netleştirmeleri gerekir. Her iki ebeveyn ortak bir tanım veya beklenti üzerinde anlaşmaları gerekli diye düşünüyorum. Karşılaştığım pek çok ebeveyn arasında beklenti uyumsuzluğu olduğu için bunun altını çizmek istedim. Kendileri için önemli kriterler üzerinden bir ortak hedef belirlemek te yarar var. Öte yandan çocuğun gelişimi açısından bir öğrenme ve gelişim ekosistemi olarak okul seçimi gerçekten önemli bir süreçtir. Benim ebeveynlere önerilerim ise daha temel olan şu başlıklar olabilir;

  • Doğru okul seçiminden önce en azından 9-10 yaşına kadar çocuğunuza her gün en azından 60-90 dk arasında zaman ayırmalılar. Bu süreyi çocuğunuzla etkileşim içinde geçirin ve oyun, hayal kurun.
  • Öncelikle çocuğunuzun özelliklerini iyi tanımaya çalışın ki onun için en uygun ortamı seçebilesiniz.
  • Özellikle erken çocukluk eğitimi döneminde en uygun okul eve yakın olandır! Anaokulu döneminde sadece öz bakım yapan bir yer değil öğrenme ve büyüme ekosistemi olarak etrafınızda yakın bir yer arayın. İlkokul için yine mümkünse yürüyerek gitsin ama olamıyorsa da en fazla 45 dk servis yolculuğu hesaplayın derim.
  • Artık okul seçimini 12 yıllık bir paket olarak düşünme dönemi bitti her okul dönemine ayrı ayrı bakın ve bazen gerekirse yaşadığınız yer değişebilir. Elbette bu değişimin öncelikle sizin hayatınızı nasıl etkileyeceğini iyi düşünerek karar verin.

Sık sık yapılan okul değişimi çocuğu nasıl etkiler?

Aslında alışma sorunu olan çocuklar değil biz yetişkinleriz J Çocuklar genellikle yeni ortamlara kolay uyum sağlarlar. Öte yandan sıklıkla ve çok sayıda yapılan değişimler çocuklarda duygusal bağlanma sorunları da oluşturabilir. Bir de bu durumun etkisi her çocuğun mizacına göre değişik sonuçlar doğurur. Örneğin benim mizacımdaki bir çocuk için yeni maceralar anlamına gelirken daha duygusal bir mizaç için yıkım olabilir. Bu nedenle okul değişimlerinde de çocuğu iyi tanıyarak karar vermek ve genelleme yapmamak gerekir.

Anaokulundan lise çağına kadar aynı okulda öğrenim görmenin eksi ve artıları nelerdir?

İlk soruda söylediğim gibi aslında artık bu yüzyılda 12 yıllık bir okul seçme gereğinin kalmadığını ve hatta gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle de aynı okulun bile her seviyedeki okul yerleşkelerinin farklı olmasının çocuklar için daha iyi geldiğini söylemek doğru olur. Eskiden aynı okulda geçirilen 12 yıl bir gruba aidiyet adına çok değerliydi ancak günümüzde aidiyet hissedilen farklı grup alternatifleri çoğalması ve yaşam biçimlerini bazı duyguları değiştirmesi nedeniyle çeşitliliğin iyi olabileceğini söylerim. Yine bu soruda da çocuğun mizacı önemli diye eklemek isterim. Bazı mizaçlar için aidiyet çok değerlidir ve öyle kalacak. Böyle bir çocuğunuz varsa aynı okulda devam ettirmelisiniz!

Genellikle aileler ideal öğretmen tanımını çocuğun başarılı olma durumuna göre yaparlar. Sizce ideal öğretmen nasıl olmalıdır?

İdeal öğretmen için sizin çocuğunuza ne kadar başarı sağladığından daha çok evrensel bir kriterle yanıt bulmak gerekir. Bana göre ideal öğretmen yaşam boyu öğrenen ve her türlü kararını vermek için ilk önceliğini çocuğun yüksek yararı olarak belirleyen kişidir. Bizim kişisel fikirlerimiz, ideolojilerimiz, doğrularımız ve yanlışlarımızdan önce gelen çocuğun yararı olmalıdır. Bu nedenle ideal öğretmen öğrencilerinin öğrenme ve büyüme süreci için ASA olabilen kişidir. ( Adil-Saygılı-Aktif)

Bir sınıf için ideal öğrenci sayısı kaç kişidir? Az öğrencili sınıfların daha verimli olduğu kanısı doğru mudur?

Aslında yapılan araştırmalar sınıfta öğrenci sayısını çok azaltmanın öğrenme süreçlerine katkısının fazla olmadığını göstermekle birlikte bu araştırmalar daha eski tarihli! Bence ideal sınıf sayıları anaokulu için 12-15, ilkokul için 16-20 ortaokul ve lise içinde en fazla 24 diyebilirim. Yine unutulmaması gereken bir diğer faktör de sınıfın mekânsal büyüklüğü öğrenci sayılarını doğrudan etkiler. Sınıflarda farklı düzenlemelere izin verecek bir öğrenme ortamı olarak kullanılabilecek sayıda öğrenci olması önemlidir.

Eskisine göre deneyimleyerek öğreten okullarda bir artış söz konusu. Bu okullara giden çocuklar daha sonrasında ezbere dayalı sistemde büyümüş çocuklarla bir araya geldiğinde hangi farklılıkları yaşayabilirler?

Öyle olduğunu varsayıyoruz ve/veya reklam söylemlerinde görüyoruz diyelim. Aslında biz çocukların kendi doğal gelişim dönemlerine paralel gelişimlerine izin versek bu sorun olmaz. Çocuklar arasındaki en temel çatışma ezbere yönelik büyüyen çocukların yaşamları siyah ve beyaz arasındadır yani ya doğru ya da yanlış ararlar. Oysa deneyimleme yoluyla öğrenen çocukların doğru yanlışlardan çok olabilirleri veya olasılıkları vardır. Okulunuzun öğretim şekli eğer dogmatik ve ezberler üzerine kurgulanmış ise siz çocuğunuz için eleştirel aklı geliştirecek ebeveynler olmaya çalışın. Ebeveyn olmak doğru cevapları verme işi değil aksine güçlü soruları sorma ve güvenli ortamda deneyim yaşamalarını sağlama işidir.

Finlandiya eğitim sistemini Türkiye’de yüzde yüz uygulayabilmek ne kadar mümkün?

Bir kere hiç bir elbise başkasının üstünde sizde durduğu gibi durmaz! Bu nedenle Finlandiya modeli kendi doğası içinde karşılığı olan bir modeldir. Bu nedenle burada onu uygulayalım demek veya Kore modelini uygulayalım demek kopyacılık olur ve değer üretmez. Asıl olan kendi gerçeklerimize ve kültürel kodlarımıza uyan bir model inşaa etmektir. Bunun içinde temelinde çocuğun yüksek yararını ve özgür beyinler yetiştirmek gibi genel bir kabul ile yola çıkmak gerekir.

Çocuklara ödev ne zaman ve nasıl verilmeli? Çocuğun kapasitesine göre kişisel ödev vermek çocuğa nasıl bir katkı sağlar?

Günde ortalama 6-10 saati yaklaşık olarak okulda geçen çocuklara ne ödevi vereceğimizi ben anlayamıyorum. Özellikle küçük yaş grubunda ödevin yararının olmadı araştırmalarda da görülüyor. Burada yine çocuğu çok iyi tanımak ve kişisel ihtiyaçlara cevap verebilen bir öğrenme ekosistemi oluşturmak gerekir. Bazı çocukların tekrar süresi çok fazla iken bazı çocuklar için çok az olabilir. Bu süreçler öğrenci temelli keyifli etkinlikler ile okulda çözülebilir.

Okuldan sonra ders tekrarı amaçlı yapılan etütlerin çocuğa gerçekten faydası olduğunu düşünüyor musunuz? Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Bugün bir okulun tepe yöneticisi ile konuşurken şöyle dediğini duydum; biz gün içinde yeterince öğrenmelerini sağlayamadığımız için mi etüt yapıyoruz? Gerçekte bu etüt yaklaşımı çocuklar için adeta bir eziyete dönüşüyorsa yeniden gözden geçirmekte fayda var. Bu nedenle özellikle 9-10 yaşından küçük çocukların etütler ile günlerinin harcanmasına kesinlikle karşıyım. Öğrenenin bilişsel olgunluğu geliştikçe oluşacak karar verme otonomisi ona içsel motivasyonu yoluyla seçimler yaptıracaktır. Böylelikle kendi çalışma ve üretme sürecini planlayabilen gençler haline gelebilirler. Biz bu saatler yerine okulumuzda her gün farklı bir atölye seçerek keyifli bir öğrenme deneyimi saati oluşturuyoruz.

Çocuklarının eğitiminde ebeveynlerin rolü ne olmalı?

Ebeveynlerin bu yüzyılda çok kaygılı olduklarını ve bu konuda haklı olduklarını düşünüyorum. Gerçekten bu çağın temel belirleyicisi belirsizlik. Bu nedenle hızlı değişim herkesi korkutuyor ve öncelikle çocuklarımız için kaygılanıyoruz. Benim temel önerim çocuklarımızın temel öğrenme dürtüleri olan merak duygularını kaybetmeden büyümelerini sağlayacak ebeveynler olmalıyız. Ebeveynler özellikle erken çocukluk dönemlerinde çocuklarıyla etkileşim için çok zaman ayırmalılar.

Özetle, ortak-ortalama akıl yerine sivri akıllılarla dünyayı değiştirecek çocuklar için temel paradigmalarımıza göz atmakta yarar var. Bizim ekibimizin temel bir kabulü var ve tüm ebeveynlere ve eğitimcilere aynı kabulü öneriyorum  ` Her insan tam ve bütündür, hiç kimsenin tamir edilmeye ihtiyacı yoktur!`  yeter ki herkese ihtiyacı olan zaman ve araçlar sağlansın, yeter ki herkesten aynı işi aynı sürede ve aynı tipte yapması beklenmesin. Yaşam zaten hiç bir zaman bizden bunu beklemiyor peki biz neden tüm çocuklara aynı elbiseyi giydirmeye çalışıyoruz?

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir