Son Dakika

Temiz cümlelerin masal yolculuğu

“Kalbim görünsün demek, böyle göğsünden içindeki organın görünmesi değil, iyiliklerinin görünmesi demek. Bak orasını dikkatli okumalısın hala!” 8 yaşındaki yeğenim Tanem Güleç, Cam Tavşan’ı bana uzatırken diğer elini de kalbinin üzerine koyup göstererek aynen bu cümleyle uyarıda bulunmuştu. Ona belli etmesem de, kitabı okuduğum halde ne demek istediğini anlayamamıştım. “Neyi gözden kaçırdım acaba?” merakıyla bir çırpıda yeniden okuyunca çözmüştüm sihirli sözcüğü. Cam Tavşan’ın dileğini ben değil de Tanem’in çözmesinin, masalın olağanüstülüğünü çok doğallıkla anlatmasının sırrı neydi? Berfin Sıla Kepez, çocuklar için yazarken, kelimelerin tozunu alıp temiz cümleler kurduğunu anlatıyor; onun cümlelerini şüphesiz bu nedenle çocuklar bizden daha içten anlamlandırıyor.

 

 

SÖYLEŞİ: CANAN GÜLEÇ

Kırılacak bir sırça kadar narin ve orman iyesini arayacak kadar gözü kara Cam Tavşan ile hayatımıza giren masal anlatıcısı ve yazarı Berfin Sıla Kepez, kısa süre önce de çocuk ve çocuk kalabilen okurlarını Bal Gibi adlı kitabıyla selamladı. Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü eğitiminin izlerini de yazdığı masallara yansıtan Berfin Sıla Kepez’le anlattığı ve yazdığı masalları, masal anlatmanın ve dinlemenin önemini konuştuk. Her iki kitabında da adı geçen kahraman Turtayı ile daimi okurlarına göz kırpan Kepez, gelecek kitaplarının sayfalarında da tanıdık bir kahramanla karşılaşabilme ihtimalimizi müjdeledi.

 

Kendinizi anlatır mısınız okurlarımız için?

“Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümünü bitirdikten sonra aynı alanda yüksek lisansa başladım. 2012 yılında katıldığım bir projeyle sekiz ay boyunca masal anlatıcılığı üzerine eğitim aldım. Belirli bir dönem yurtdışında gönüllü hizmetlere katıldım ve döndüğüm sene pedagojik formasyon eğitimi aldım. Hastanelerde, radyo programlarında, kütüphanelerde, okullarda, müzelerde, festivallerde masallar anlattım ve iki tane çocuk kitabı kaleme aldım” gibi beni anlatmaya çalışan cümlelerin daha da fazla elinden tutup buraya getirmeyeceğim. Ne de olsa bunların hiçbiri ‘insan’ tanımaya yetmiyor. Ben ne zaman bu soruyla karşılaşsam “Sahi ben kimim?” diyorum. E şimdi gel de okurlarımıza anlat hadi kendini… Kendimi tanıyabildiğim kadarıyla; yağmurlu havalarda ruhunu şükürle dolduran, çok sevdiği kitaplar bitecek diye üzüntü duyan, kuşlarla dans ederek arkadaşlık kuran ve büyüdükçe çocuk olmaya söz veren bir âşığım. İnsan kalabilenlerin âşığı…

 

Yolunuz masallarla nasıl kesişti?

Masal yolculuğum çocukluk dönemimde başladı. Bazı masal kitaplarını okuyabilme isteğim, okuma yazmayı öğrenme sürecime bile yansımıştı. İlkokul zamanlarımda arkadaşlarıma hikâyeler uydurarak anlatım yapardım. Ancak masal dünyasına olan bu ilgim üniversite yıllarımda farklı bir boyut kazandı. Çünkü masal anlatıcılığını meslek olarak yapma isteğim ve farkındalığım 2012 yılında Judith Malika Liberman’ın ve Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümünün yürütmüş olduğu ortak proje ile başladı. Böylece masallar hayatımda önem verdiğim farklı ve daha naif bir yolculuğa dönüşmüş ve özümün bir parçası hâline gelmiş oldu.

 

ÇOCUKLARIN ANLAYACAĞI BİR SIR: “KALBİM GÖRÜNSÜN”

Önce Cam Tavşan’ın yazı serüvenini dinleyelim sizden…

Cam Tavşan’ı yazma serüvenimi hiç tanımadığım bir kız çocuğuna ve babasına borçluyumdur. Bir gün tek başıma yeşillik bir alanda yürüyüş yapıyordum. Sonra dört beş yaşındaki bir kız çocuğunun sesi dikkatimi çekmişti. Küçücük bir deliğe eğilip şöyle diyordu: “Hadi gel artık, gelmen için her şeyimi veririm.” Babasından öğrendiğime göre deliğin içindeki tavşanı ikna edebilirse, akşam yemeğini birlikte yiyeceklerdi. Böylesine tatlı bir ana şahitlik etmek, eve döndüğümde kendimi çalışma masasının başında bulmama vesile olmuştu. Kahramanımızın tavşan olması, hayatımdaki tatlı bir durumun yansımasıydı. Olayların akışı ve tavşanın görünmezliği söz konusu olduğunda ise tüm çıkmazlarımın masamla benim aramda kalmasından yanayım. Ancak samimiyetle söylemeliyim ki eğer ilk kitabınızsa ve kendinize bir kahraman yaratacaksanız lütfen görünsün, yoksa perilerin getirdiği yaprağı önce tavşanın boynuna bağlayabiliyor ve şöyle bir soruyla karşılaşabiliyorsunuz: “E ama tavşan görünmüyor, yaprak havada mı uçacak?”

‘HELİKOPTER AİLELER’ BU KİTABI OKUMALI

Cam Tavşan, uçsuz bucaksız dilekler ve mutluluğu düşündürüyor insana. Oysa Cam Tavşan kalbinin görünmesini diliyor, bu ne demektir?

Bu soru aslında masalın en can alıcı noktası. Her şeyin aslının kalpte vücut bulduğuna inandığım için, kendi adıma geri kalan detayların da çok bir önemi yoktu. İsteklerin sınırlandırılmadığı ve helikopter ailelerin sunduğu seçeneklere inat, Cam Tavşan’ın orman iyesinden sadece ‘bir’ şey isteme hakkı olmalıydı. Bu, Afrika’da gördüğüm bazı kabilelerin veya yurdumda gittiğim ihtiyaç sahibi ailelerin/ çocukların da etkisiyle gelişmiş bir durum olabilir. Ancak her ne olursa olsun, her şeyin gelip geçtiği şu dünyada birbirimize ancak ve ancak kalpten konuşursak dokunabileceğimizi biliyorum. Bu sebeple, hiç şüphesiz tavşanıma yakışan da kalbinin görünmesini istemek olacaktı. Siz yine de kalbinin görünmesini dilemek tam olarak ne demek, diye sorarsanız… Cevabım okurların ‘kalp’ denince akıllarına ilk gelen hassas tanımlamaları olacaktır. Bu durum da her okur için farklı bir sonu doğuracaktır. Belki tam da bu yüzden Cam Tavşan herkese görünmek istememiştir, kim bilir…

 

OYUN SEVGİSİNDEN MASAL KİTABINA UZANAN SÖZCÜKLER

Yeni kitabınız Bal Gibi, nasıl bir yazı yolculuğu oldu?

Bal Gibi, içimde yatan oyun aşkının ve hayranı olduğum bayram kutlamalarının bir sonucu olarak çıktı karşıma. Özellikle de geleneksel çocuk oyunu olan ‘hostik’ oyununun çocukları birleştirici gücünü düşündüğümde, kendimi başka bir alemde buldum. İnanın Turtayı dışındaki diğer karakterlerle masalı yazarken tanıştım. Oyunun bulunması için ben de çok uğraştım. Ancak Turtayı ve kardeşlerinin birbirine olan düşkünlüğü, birbirine olan saygısı ve sevgisi yazı yolculuğumda bana çok güç verdi. Buradan Hosayı ve Tikayı için ayrıca teşekkürlerimi gönderiyorum.

“KELİMELERİN TOZUNU ALMAK VE CÜMLE İÇİNDE TERTEMİZ BİR BİÇİMDE TARTMAK ZORUNDASINIZ”

Çocuklar için yazmak ne gibi hassasiyetler gerektiriyor?

Çocuklar için yazmak tam anlamıyla onların gözünden bakabilme becerinizi geliştiren zorlu ve bir o kadar da eğlenceli bir süreç. Betimlemeleri uzun tutmayı ve soyut kavramları kullanmayı çok seven biri olarak, çocuklar için yazma noktasında zorlanmadığımı söyleyemem. Doğal olarak seçtiğiniz kelimelerin tozunu almak ve cümle içinde tertemiz bir biçimde tartmak zorundasınız. Onların dünyasını hak ederek yazmaya çalışmaksa sizi farklı pencerelerdeki bambaşka sizlerle tanıştırıyor. Siz bu tanışmalara fırsat verdikçe, çocukların gördüğü uçsuz bucaksız bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Tabi bu dünyaya girebilmek için önce sizi ansızın köşeye sıkıştırabilecek sorularla, göremediğiniz noktalarla ve hiç düşünemeyeceğiniz hayallerle saran çocuklarla iletişime geçmek gerekiyor. (İnanıyorum ki o dünyaya girebilenlerin sayısınca iyileşecek dünya.) Bu yüzden de çocuklar için yazmak demek, önce çocuk dilini anlayabilmek demek.

 

“GELENEĞİN BİR YANSIMASIDIR MASALLAR”

Sizin masallarınız yeni metinler ancak Anadolu motiflerini de yansıtıyorsunuz. Sizce masalla gelenek bir bütün müdür?

Elbette. Geleneğin bir yansımasıdır masallar. Masalların içinde geleneğin parçalarını bulurken masal metinlerinden hareketle toplumun inançlarıyla, değerleriyle, yaşayış biçimleriyle ve daha pek çok unsurla karşılaşırız. Masal anlatma geleneğinin içinde de masal metinleriyle… Dolayısıyla iki kavramı birbirinden bağımsız düşünmek de mümkün değil diye düşünüyorum.

 

Kitaplarınızda, kullandığınız geleneksel motiflere dair açıklamalara da yer veriyorsunuz. Bu bilgilendirme çocuklarda nasıl bir etki uyandırmakta?

Bu bilgilendirmeleri bir halk bilimci olarak bilinçli yapmaktayım. Kitaplar, kültürel değerlerimizin yeni kuşaklara aktarımı için olmazsa olmaz kanallar arasındadır. Bu tür bilgilendirmeler, çocuklarda kendi kültürünün güzelliğini fark etmesinde, geçmiş yaşantısıyla şimdiki yaşantısı arasında köprü kurabilmesinde ve geleneği yaşatıp aktararak sürdürebilirliğini sağlamasında aktif rol oynuyor. Böylece masallar amaç değil, kültürel değerlerin aktarımında bir araç halini alıyor.

 

DAİMİ OKURA GÖZ KIRPAN KAHRAMAN; TURTAYI

İlk kitabınızda adı geçen Turtayı, ikinci kitabınızda ana kahraman oluyor. Daimi okurlarınız olan çocuklar yeni kitapta tanıdık bir isim görünce neler düşünüyor?

Çocuklar tanıdık bir isimle karşılaştıklarında çok şaşırdıklarını dile getiriyorlar. Bazen ilk kitapta karşılaştıkları Turtayı’nın anlattığı masalları merak ettiklerini söylüyorlar. Üstelik gözlerinde gördüğüm bu heyecan, dikkatli bir okur kitlesine sahip olduğumu fark ettirerek beni daha da mutlu ediyor. Kim bilir, diyorum. Belki başka kitaplarda da Bal Gibi karakterlerinden biriyle karşılaşırız.

“ANLATICILAR HEP İÇİMİZDEYDİ”

Son dönemde masal anlatımı, eğitimde yeniden keşfettiğimiz bir gelenek. Ve anlatıcıların çoğaldığını görüyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Türk kültüründe önemini hep korumuş bir gelenek olarak, masal anlatıcılığı zaten hep bizimleydi. Ancak meslek olarak yapılması son dönemlerde karşımıza çıkan bir durumdur. Bu durum ‘masal anlatma geleneği yeniden canlandı’ gibi algılara sebep olmaktadır. Dolayısıyla masal anlatıcılarını ‘geleneksel masal anlatıcıları’ ve ‘modern masal anlatıcıları’ olarak iki farklı grupta incelememiz daha uygun olacaktır. Bir yandan kendini bildiğinden beri masal dinleyen ve masal anlatan bir kitle, bir yandan ticarî kaygılarla masallar anlatan ve bunu bir meslek haline getirmek için eğitimler alan bir kitleyle karşılaşmaktayız. En nihayetinde anlatıcılar hep içimizdeydi, şu an yaşayış biçimlerimize göre dönüşerek tekrar gün ışığına çıktı.

“GÜZEL ANLATIMIN KARARINI DİNLEYİCİ VEREBİLİR”

Ehli olmayanların masal anlatmasının çocuklarda olumsuz etkileri olur mu?

Yüksek lisans bitirme tezimin konusu da tam olarak bu noktada yer almaktadır. Yaptığım görüşmelerden ve derlemelerden yola çıkarak şöyle bir şey söylemek yerinde olacaktır: Masal anlatmadan önce bol bol dinlemek gerekmektedir. Gelenekten beslenerek yol alınması gerektiğini düşünmekteyim. Evet, herkes anlatıcıdır ancak güzel ve etkili bir masal anlatımı konusunda kararı her zaman dinleyici vermektedir. O halde geleneksel anlatıcılar gibi bol bol masal dinlememiş kitleler için elbette geleneğin bazı püf noktalarından faydalanmak ve kendilerini geliştirmek istemeleri yerinde olacaktır. Ayrıca çocuk gruplarında daha özenli ve dikkatli olunması gerektiğini düşünmekteyim. Aksi taktirde onları olumsuz etkileyebilir, psikolojik açıdan kalıcı hasarlara bile neden olabiliriz. Burada dinleyici kitlesini tanıyan anlatıcılardan bahsetmiyorum. Elbette bir anne çocuklarının neyden korkacağını bilir ve anlatımını ona göre değiştirir ya da bir öğretmen öğrencilerini tanıdığı doğrultuda masallarla oynar ve o şekilde sunar. Tıpkı geleneksel anlatıcıların özünü bildiği dinleyici kitlesine yaptığı gibi… Ancak üzülerek söylemeliyim ki anlatı konusunda tecrübesiz bir kimsenin, hiç tanımadığı bir çocuk grubuna ‘iş olarak’ masal anlatması olumlu etkilere vesile olacağı gibi olumsuz etkilere de yol açabilmektedir. Bu sebeple masallar hassasiyetle seçilmeli, gerekiyorsa üzerinde değişimler yapılmalı ve çocukluk bilinciyle birlikte yeni kuşağın enerjisi yakalanmaya çalışılmalıdır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.