Oyunun Gücü

Günümüz de insanlar zihinsel, bedensel ve beceri geliştiren oyun ve oyun kültürünün dışında kalmıştır. Oyunun dışına itilen çocuklar dijital yalnızlığa mahkûm olmuştur. Keşfetme, eğlenme ve öğrenme doğalığını kaybetmiştir. Her konu sanal ortamdan öteye geçememiştir. Oyun dünyasında koparılan çocuklar mutsuz bireyler olarak karşımıza çıkmıştır. Konuya açıklık getirmek için, Amerikan Pediatri Akademisi geçtiğimiz yıl ‘Oyunun Gücü: Küçük Çocukların Gelişimindeki Pediatrik Rolü’ başlıklı bir bildiri yayınladı.

( https://www.nytimes.com/2018/08/20/well/family/let-kids-play.html)

Bildiri, oyunu; içsel olarak motive edilen, aktif katılım içeren ve “keyifli bir keşif”le son bulan aktivite olarak tanımlıyor. Ayrıca oyun üzerine yapılmış geniş çaplı gelişimsel ve nörolojik araştırmaları özetliyor. Oyunların sağladığı bazı gelişimsel keşifleri açıklığa kavuşturmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra doktorların, bebeklere hayatlarının ilk iki yılındaki tüm muayenelerinde “oyun reçetesi” yazarak ebeveynleri ve çocukları oynayarak öğrenmeye teşvik etmeleri gerektiğini söylüyor.

Anne –Babalar oyunu teşvik etmeli.

Anne-Babalar çocuklarının tüm zamanlarını planlamalıdır. Bu planlamanın içinde oyun en büyük güçtür bilinciyle davranmalıdır. Oyun, çocukların öğrenmelerinin ve gelişmelerinin yoludur. Başta anne-babalar olmak üzere herkes, oyunu teşvik etmelidir. Çocuklar oyun oynayarak 21. Yüzyıl da iletişim, sosyal ve duygusal, becerileri geliştirebilirler. Anne, baba ve çocuk ilişkisini güçlendirmek oyunlarla mümkündür.

Oyun oynamanın beyin gelişimini etkilediğini ortaya koyan yeni araştırmalar bize gösteriyor ki Oyun, gelişmekte olan beynin hem yapısını hem de işlevselliğini etkiliyor; moleküler ve hücresel düzeyde olduğu gibi davranışsal düzeylerde de değişiklikler meydana getiriyor.

Anne babalar kolaycılık yapmamalı, oyun dostu, oyuncu anne baba olmak zorundadır.

Oyun oynayarak öğrenmek

Oyun yoluyla öğrenmeyi arka plana atmak yalnızlaşan çocukların sayısını artırmak olur. Okular oyun kültürü kazanmış çocuklar yetiştirilmelidir. Oyun müfredat veya akademik başarı kaygısıyla ihmal edilmemelidir. Oynayarak geçen süreyi zamanı faydalı değerlendirmek olarak düşünülmelidir. Oyun oynayarak öğrenmek, test sonuçları gibi dışsal motivasyonların aksine çocuğun öğrenmeye ve keşfetmeye karşı içsel motivasyonunu desteklemek demektir.

Oyun çocukluğun en önemli parçası

Anne, baba ve okulların görevi, oyun oynamayı öğretmek, okuma alışkanlığı kazandırmak, adil ve empati yapabilen bireyler yetiştirmektir. Çocuklarla etkileşime geçmenin, yüz yüze görüşmenin hem ebeveynler hem de eğitim kurumları için en iyi yol oyundur. Gittikçe sanallaşan dünyada her şeyin ekran ve telefondan ibaret olmadığını anlamaları için oyun, güçlü bir seçenek olarak sunulmalıdır. Okumak, gezmek, yüzmek hayal etmek, sinemaya gitmek ve fiziksel aktivitelerde bulunmak birer oyundur.

“Oyun oynamak, çocukluğun en önemli parçasıdır,” diyor Dr. Dreyer.

Bu güçlü parça doğru yerde ve zamanda kullanılmalıdır. Geleceğe sağlıklı bireylerin yetişmesi için;

Anne-baba ve eğitimciler Oyunun gücünde yararlanmaları gerekir.

Oyun oynamayan bireyler yaşamdaki büyük oyunların, küçük parçası olurlar.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir