Son Dakika

Çocuklar ‘’yeni normal’’ eğitim hayatına ne kadar hazır?

Gelişim Enstitüsü Kurucusu ve Gelişim Lideri Yasemin Sungur, ‘’yeni normal’’ düzeninde başlayacak olan, öğrencilerin yanı sıra ebeveynlerin, öğretmenlerin ve okul yönetimlerinin de adım atacakları alışık olunan da farklı bir eğitim öğretim dönemi için değerli tavsiyelerde bulundu.

 

Covid-19 salgınının Mart ayında Türkiye’de başlaması ile en az sağlık sistemi kadar tartışılan başlıklardan biri de eğitim sistemi oldu. Takip eden süreçte uzun bir süre okulların hangi koşullarda, nasıl açılacağı; uzaktan eğitim mi yoksa yüz yüze eğitimin mi uygulanacağı soruları tartışılmaya devam etti. Eğer yüz yüze eğitim başlarsa, çocukların özleyerek dönmek istedikleri okul ortamları özledikleri eski ortamlarından çok farklı olacak. Yeni kurallar ve alışık olmadıkları bir düzende ‘’yeni normal’’ onları bekliyor. Gelişim Enstitüsü Kurucusu ve Gelişim Lideri Yasemin Sungur, ‘’yeni normal’’ düzeninde başlayacak olan, öğrencilerin yanı sıra ebeveynlerin, öğretmenlerin ve okul yönetimlerinin de adım atacakları alışık olunan da farklı bir eğitim öğretim dönemi için değerli tavsiyelerde bulundu.

ONLİNE EĞİTİM İSTEKLE YAPILAN BİR SÜRECE DÖNÜŞMELİ

Yeni dönemde tüm eğitim sisteminin gözden geçirilerek, radikal bir takım kararlar alınarak uygulamaya geçilmesi gerektiği uyarısında bulunan Yasemin Sungur, online eğitime dair şunları söyledi: “Online eğitim, bence artık zorunlulukla yapılan bir eğitim değil, istekle yapılan bir eğitim sürecine dönüşmeli. Online eğitimin nasıl daha iyi yapılabileceği ile ilgili gelişim çalışmaları sürdürülmeli. Öğretmenlere online eğitimlerde nasıl daha etkin olacakları üzerine gelişim çalışmaları yürütülmeli. Şehirlerdeki kamu görevlileri dahil aileler ve okullar, genel kararların içinden kendi özel kararlarını çıkartmalı. Çocukların hareket özgürlüğü, hızlı olmaları ve sosyal mesafe uygulamaları süreci zorlaştıracak gibi görünüyor. Çocuklar kendilerini korumaları konusunda bir yetişkine göre daha çok zorlanacaktır. Bu nedenle her şeyden önce günlük vaka sayısı 100’e düşene kadar eğitimin online olarak sürdürülmesi son derece önemli.”

ONLİNE EĞİTİM, SINIF EĞİTİMİNİN ALTERNATİFİ OLARAK YER ALMALI

“Belki de pandeminin en büyük faydası, eğitim sisteminin yenilenmesi oldu” yorumunda bulunan Sungur, “Dokunmatik ekranlarla ve interaktif süreçlerle online eğitim, bence bundan sonra sınıf eğitiminin alternatifi olarak yerini almalıdır. Okullar, isteyen öğrenci ve velilere online eğitim fırsatı sunmalıdır. Yani bundan sonra bu bir seçenek olmalıdır. Deneyimsel çalışmalar online’da nasıl geliştirilir; bunun uygulamaları yapılmalıdır. Eğitimin gelecek bakış açısı, vizyonu, aktif olarak pek çok meslekten uzman kişilerin oluşturduğu kurullarda çalışılmalı ve en kısa sürede uygulanabilir hale getirilmelidir.” dedi.

KORKUDAN DEĞİL BİLGİDEN BESLENEN İLETİŞİM KURULMALI

Sağlıklı iletişim özellikle kriz döneminde hepimiz için en net ve şeffaf şekilde yürütülmesi gereken bir iletişim tarzı olduğunu belirten Yasemin Sungur, açıklamalarına şöyle devam etti: “Gerçekler, çocuğun yaşına uygun kelimeler seçilerek, korkutmadan ama gerçekle karşılaştırılarak anlatılmalıdır. Çocuğun yaşına uygun dil seçilmelidir; gerekirse pedagoglardan, rehber danışmanlardan destek alınmalı. Psikologlardan çocuğun yapısına göre destek alınmalıdır. Korkutmak çözüm değildir, öğrenmenin önünü keser. Korkutmak yerine, gerçek bilgiyle çocuğun yaşına uygun şekilde görseller kullanılarak, çeşitli uygulamalardan örnekler gösterilerek onlara konunun anlatılması gerekir. Sadece okul ortamında değil, bundan sonraki yaşamda da kendisini nasıl koruyacağını öğrenmeli çocuk; çünkü bu virüs artık bizimle birlikte yaşayacak. Gün gelip kaybolmayacak. Bugüne kadar gelmiş ve aramızda yaşamasını sürdüren diğer virüsler gibi bu virüs de ilacı, aşısı bulunarak yine varlığını sürdüren bir virüs olacak. Bu virüsten korunmak hepimizin görevi. Bu nedenle tüm yaşam buna adapte olmak durumunda. Biz de çocuğumuzun yaşına en uygun şekilde bunu anlatmayı ve birlikte üzerine konuşmayı, korkudan değil bilgiden beslenen iletişim tarzıyla bu konuyu rahatlıkla aile içinde konuşabilir hale getirmeliyiz.”

MEKANSIZ, SINIRSIZ VE ZAMANSIZ EĞİTİMİN İLK ŞARTI İNGİLİZCE ÖĞRENMEK

Pandemi süreciyle birlikte online uygulamaların hepimizin hayatına dahil olduğuna dikkat çeken Sungur, kendi deneyimlerini paylaştı: “Hepimiz pandemiyle beraber zorunlu olarak online eğitime geçtik. Ben de çeşitli yaşlarda çalıştığım gençler ve yetişkinlerle pandemi döneminde zorunlu olarak online‘a geçtim. Ancak ben yaklaşık 10 yıldır hem farklı şirketlerde hem de kendi projelerimde online süreçleri destekleyen bir eğitmen ve danışmanım. Teknolojiyi ve geleceği önemsiyorum. Gelecek teknolojinin gelişiminin, hayatımızı ve öğrenmeyi kolaylaştırmasını, öğrenmeyi globalleştirme halini çok önemsiyorum. Bence bu dönemde öğrencilerimizin tüm ebeveynlerinin en çok yapmasını istediğim şey, öğrencinin anadili gibi İngilizce öğrenmesini sağlamak. Birinci derecede buna ağırlık vermeliyiz; o zaman gerçekten çocuğumuz bir dünya insanı olacak ve dünyanın her yerinde online sistemi uygulayan eğitim kurumları artacak. Binasız eğitim kurumları artacak. Artık insanları binalarda toplamak gerekmediğine göre çok küçük merkezlerden hatta belki farklı ülkelerden yönetilen eğitim kurumları giderek hızla çoğalacak. Üniversiteler ve mevcut köklü okullar bu konuda yatırımlar yapacak. O zaman bizim Türk insanı olarak yapmamız gereken, çocuğumuz hangi yaşta olursa olsun çocuğumuzun anadilinin yanına İngilizce eklemek, öğrenmesini sağlamak. Böylece çocuğumuzun mekansız, sınırsız ve zamansız eğitim almasını sağlayabiliriz. Bu fırsatı sunabileceğiz. Belki de çok konuşulan Finlandiya eğitim sistemi, belki de en kısa sürede pandemi sürecine adapte olan sistem olacak. Belki de biz çocuğumuzu Finlandiya sistemi içine dahil edebileceğiz.”

OKUL DURABİLİR, AMA ÖĞRENME DURMAMALIDIR!

Ebeveynlerin, çocuklarının ekran başında uzun süre kalmasından endişe ettiğini söyleyen Sungur, online eğitimde planlamanın nasıl yapılması gerektiğini anlattı: “Çocuğumuzun ihtiyaçlarına bakarak, hangi alanlarda kendisini üretken kılacağına, yeteneğini hangi alanlarda kullanacağına bakarak birlikte ve yalnız oyun oynayacağı alanlar yaratmalıyız. Ekran süresi önemli elbette, göz ve zihin kullanımı için. Sağlıklı bir zaman diliminde, sağlıklı bir mesafeden ekranı kullanmasını sağlayalım ve onun dışında evin içinde oyun alanları yaratalım çocuklarımız için. Gençlerin güvenli ve hijyenik ortamlarda bir araya gelip oyun oynayacakları, sosyal, kültürel ve sanatsal eylemlerin içinde olabilecekleri süreçleri dahil edelim bu döneme. Her konuda eğitim alabileceğimiz kurumların açık olduğunu fark edelim. Araştıralım, soru soralım, merak edelim, çocuklarımızın eğitimde geç kaldığı düşüncesine kapılmayalım. Öncelikle sağlıklı olmaları gerektiğini düşünelim. Kendilerini korumayı onlara öğretelim, benimsetelim, alışkanlık haline getirelim. 3-5 ay veya 1-2 sene kayıp değildir. Okul durabilir gerekirse ama öğrenme durmamalıdır. Kitap okuma devam etmelidir. Araştırma devam etmelidir. Oyun oynama devam etmelidir. Sanatsal ve kültürel olarak yeteneklerini geliştirecekleri aktiviteler devam etmelidir. Çocukların online’da kendilerini, zekalarını ve yeteneklerini geliştirebileceği bir takım etkinlik alanları bulunmalıdır. Çocuklar bunları kendileri de yapacaklardır. Biz ebeveynler de bu konuda onlara destek olmalıyız.”

ÖĞRETMENLERE DAHA ÇOK SORUMLULUK DÜŞÜYOR

Yüz yüze eğitime geçilmesi durumunda alınacak tedbirler ve fiziki koşulların düzenlenmesine dikkat çeken Sungur, öğretmenlere düşen sorumlulukları anlattı: “Okullar fiziksel olarak kendilerini gözden geçirmeliler. Sınıf düzenleri ve sınıflardaki öğrenci sayısı gözden geçirilmeli. Bu nedenle özellikle öğrenci sayısı çok kalabalık olan bölgelerde kesinlikle eğitim saatleri düşürülerek öğrencilerin farklı saatlerde okula gelmesi sağlanmalı, gerekirse velilerin okulun içine girmesi engellenmelidir. Öğretmenler özellikle hem ruhsal olarak hem psikolojik olarak hem de pandemi konusunda yeterince bilgilendirmeliler. Öğretmenlerimiz endişeli olmamalılar; onlar da kendilerini korumak durumundalar, iyi hizmet verebilmek için iyi rehberlik edebilmek için öğrenmenin yolunu açabilmek için onların morallerinin yüksek olması gerekiyor. Hem okul yönetiminin hem de öğretmenlerimizin moralleri iyi olmalı; onları da bilgilendirmeliyiz dinlendirmeliyiz, zorlamamalıyız ve yıpratmamalıyız bu dönemde. Bence özellikle moral bozukluğu pek çok konuda dikkatsizliğe de yol açıyor. Dikkatsizlik de birçok riskin nedeni oluyor bu nedenle okulların ve yönetim ekiplerinin bu konuda kendilerini geliştirmesi şart. Öğretmenlerin çalışma sistemini geliştirmeliler. Öğretmenlerin kendilerini geliştirmeleri için fırsat vermeliler ve öğretmenlere kriz yönetimi ve bu tür salgın ya da doğal afet gibi bir takım hayatı zorlaştıran, öğrenmeyi zorlaştıran, psikolojik olarak baskı yaratan krizler yaşadığımızda nasıl davranmalı konusunda eğitimler verilmeli. Öğretmenlerimiz ve yöneticilerimizin de bu anlamda kendisini geliştirmesi şart.”

ÖĞRENCİLER İÇİN İŞBİRLİĞİ YAPILMALI

“Yönetim, öğretmen, veli ve öğrenci denge içinde, bilinçle birlikte yönetilmesi gereken unsurlardır” değerlendirmesinde bulunan Sungur, “Net dil, temiz dil, sevgi dili kullanılmalı ve bilgi görsel olarak en iyi şekilde aktarılmalı herkese. Hem ebeveyne, hem öğrenciye, hem öğretmene, hem yöneticiye. Herkesin bu konuda da görevleri var. Online eğitimi reddetmek yerine benimsemeyi seçmeliyiz. 2020, bizi online eğitime pandemi nedeniyle çok hızlı soktu. Hazır değildik; fakat bundan sonra hazır olmamız gerekiyor ve en iyi şekilde hazırlanmalıyız. Online’da etkin eğitimin nasıl olur? Deneyimsel süreçler online eğitimde nasıl uygulanmalıdır? Teknolojik olarak hazırlanmalıyız ve gelişmeliyiz.” dedi.

İHTİYAÇ BÖLGELERİNE EKİPMAN DESTEĞİ VERİLMELİ

Online eğitim için teknolojik ekipman yetersizliğinin önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Sungur, maddi imkanları yetersiz kalan bölgeler için ekipman desteği sağlanması zorunluluğunu anlattı: “Pek çok bölgede, yoksulluk sınırının altında yaşayan birçok ailede var olan öğrencilerin evlerinde bir ekran olmaması, bilgisayar, telefon ya da televizyon gibi ekranların eksikliği o öğrencilerin eğitimden kopmalarına neden olabilir. Bu konuda sosyal olarak belediyelerin, devletin çeşitli kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının projeler yapması gerekir belki de. Bu konuda bir sosyal kampanya yürütülebilir. Eğitime gönül vermiş, eğitimi iyileştirmek üzere çalışan pek çok sivil toplum kuruluşu var, işbirliği yaparak özellikle yoksulluk olan bölgede ihtiyaç olan evlerde buna çözüm üretilmeli en kısa sürede. Yoksa o öğrencilerin okuldan ve eğitim sisteminden kopmalarına neden oluruz. Aslında böyle bir tehlike de var. Bu da dikkat etmemiz gereken diğer önemli bir konu.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.