Son Dakika

Bir lisan bir insan, iki lisan iki insan

Dil; bir iletişim aracı, kültürün aynası hatta bir düşünme aracıdır.  İnsanların birbirleriyle iletişim kurmada kullandığı en etkin işleve sahip bir araçtır. Bugün hali hazırda yeryüzünde kullanılan dil sayısı üç bin-beş bin arası bir rakamla ifade edilmektedir. Binlerce konuşulan dil olmasına karşın değişen konjonktürle birlikte insanların kendi ana dilleriyle iletişim sağlamaları yetmemekte, diğer dillerin de öğrenilme gereksinimi ortaya çıkmaktadır.

Bilim ve teknolojideki son derece hızlı gelişmeler ve yenilikler, kitle iletişim araçlarının, internet ve media kullanımın yaygınlaşması, ulaşımın kolaylığı ile global bir köye dönüşen dünyadaki insan hareketliliği, dış turizmin ve ticaretin, sosyo-kültürel ilişkilerin artması, yurt dışında yaşama ve eğitim alma imkan ve fırsatlarının çoğalması, hangi mesleği haiz olursa olsun alanında başarılı olmak isteyen herkesin ortak kültür ve birikim imkanlarından faydalanabilmesi, mesleki gelişimini kemale erdirebilmesi için, dünyada olup biteni takip için yabancı dile duyulan ihtiyaç ortadadır. Bu konuda en çok rağbet gören, en yaygın kullanılan dilin İngilizce olduğu herkesin malumudur. Bu yüzden tüm dünyada kabul gören, adeta tüm insanların iletişim kurmak amacıyla kullandığı ortak dil hüviyetine haiz İngilizce kullanımı, dolayısıyla İngilizce dil eğitimi hem dünyada hem de ülkemizde oldukça yaygındır.

DİL EĞİTİMİ Mİ?

DİL ÖĞRETİMİ Mİ?

DİL EDİNİMİ Mİ?

Dil eğitimi söz konusu olduğunda, bu vasfa haiz olma çabaları adlandırılırken de çeşitlilik arz etmektedir. İlk öğrenilen dil ana-dil ya da birinci dil, sonradan öğrenilen diller ise yabancı dil ya da ikinci dil olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız için Türkçe anadildir, Arapça, İngilizce, Almanca veya Fransızca ise yabancı dildir. Türkiye’de doğan ya da yaşayan bir mülteci Suriyeli’nin öğrendiği Türkçe ise o kişi için ikinci dildir. Anadil, hatta ikinci dil bilinç-altı işlemlerle doğal olarak “edinilirken,” yabancı dil bilinçli işlemlerle kurgusal olarak “öğrenilmektedir.”

Anadili Türkçe olan birinin İngiltere’ye gidip kaldığını farz edecek olursak o kişinin İngilizce dilini öğrenme durumu, gidiş niyetine bağlı olarak değişiklik arz edecektir. Eğer o kişiyi İngiltere’ye ailesi ya da öğretmeni dil öğrenmesi amacıyla gönderdiyse bu durumda dil eğitimi ve öğretiminden (education); eğer iş yeri gönderdiyse mesleki eğitimden (training) bahsetmek yerinde olacaktır. Eğer oraya herhangi bir eğitim amacı gütmeden gittiyse bu iki terimin hiç birinden bahsedemeyiz. Orada kalıp dili öğrenmesi kendiliğinden gerçekleşecek olursa dil ediniminden (acquisition) bahsedebiliriz. 1960 öncesi davranışçı yoruma göre “öğrenme” olarak nitelenen anadil ya da ilk dil edinimi, Chomsky’nin geliştirdiği yeni yorumdan sonra “edinim” olarak değerlendirilmiştir. Bu görüşe göre anadil edinilmekte, yabancı dil ise öğretilmektedir.

Bu yazıda yabancı dil eğitimi, genel anlamda okullarda verilen eğitim kapsamında ele alındığı için öğretim kelimesi ile ilişkilendirilerek daha çok dil öğretimi olarak ifade edilmektedir.

ÜLKEMİZDEKİ YABANCI DİL ÖĞRETİMİNİN TARİHİ SEYRİ

Yabancı dil öğretimi söz konusu olduğunda ülkemizde en çok öğretimi yapılan yabancı dilin İngilizce olduğu herkesin malumudur. Osmanlı zamanında Farsça ve Arapça ile başlayan yabancı dil öğretimi, batılılaşma hareketleriyle birlikte batılı dillere yöneldi. Bu yönelişle modern anlamda açılan okullarda Fransızca başta olmak üzere batı dilleri öğretilmeye başlandı. Tanzimatla birlikte ve daha çok Fransız baskı ve etkisiyle Fransızca öğretimi öncelik kazanmışken, Meşrutiyet döneminde Almanca, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde de İngilizce ülkemizde etkinlik ve güncellik kazanmıştır. Bu kazanımla, cihanşümul bir dil olarak kabul gören, şu an hala ülkemizde en çok eğitimi yapılan dil olarak İngilizce’nin önemini koruduğu bilinmektedir.

Ulusal ve uluslararası kuruluşlarda yabancı dil öğretimine ve programlarına yöneliş özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler, uluslararası ilişkilerin artışı ve artan mobilite ile birlikte yabancı bir dilin öğretimine duyulan ihtiyaç da artmıştır. Bu nedenle daha etkin bir yabancı dil öğretimi için program geliştirmeye önem verilmeye başlanmıştır. Türkiye’de yabancı dil program geliştirme ile ilgili çabalar da 1968 yılında Avrupa Konseyi ile yapılan işbirliği sonucu başlatılmıştır. 1972 yılında “Yabancı Diller Öğretimini Geliştirme Merkezi” kurulmuş, hazırlanan yabancı dil ders programları ve ders araçları ile yabancı dil dersleri yürütülmüştür. 1980’li yıllarda yabancı dil öğretimi ve programlarının geliştirilmesine hız verilmiş, seksenli yılların sonuna doğru “Yabancı Dil Eğitimini Geliştirme Merkezi” (YADEM) kurulmuş ve “Basamaklı Kur Sistemi” uygulamasına geçilmiştir.  Ancak çok kısa bir zaman sonra bu uygulamadan vazgeçilmiştir. Doksanlı yıllarda İngilizce dersi ilkokul 4. ve 5.sınıflarda zorunlu hale getirilerek yabancı dil öğretimine başlayış yaşı dokuza indirilmiştir. 2013 yılında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı kararıyla ilkokul 2.sınıflara kadar inen yabancı dil öğretimi ile İngilizce öğrenmeye başlama yaşı daha da aşağıya çekilmiştir. 2011 yılında Avrupa Ortak Başvuru Metni’nde belirtilen dil düzeylerine (temel- bağımsız- deneyimli) uygun hedefler temelinde bir program hazırlanmıştır.

Avrupa Birliği ile bütünleşmeyi hedefleyen Türkiye, eğitim sisteminde yapılacak tüm yenilikçi çalışmaların Avrupa ile uyum içinde olmasına özen göstermeye çalışmıştır. Bu bağlamda yabancı dil öğretim programları Avrupa Konseyi, Yaşayan Diller Bölümü’nün geliştirdiği standartlara göre şekillendirilmeye çalışılmıştır. Şu an ülkemizde yabancı dil öğretimi, Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı’nın tanımlayıcı ve pedagojik ilkelerine göre tasarlanmış ve bu program çerçevesinde dil pasaportunda belirtilen düzeylerde (A1,A2,B1,B2,C1,C2) yürütülmektedir. Bu kapsamda, dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerine dayalı bir dil öğretiminin yapılması uygulamaya konmuştur.

 

YABANCI DİL EĞİTİMİNİN KARAKTERİ ÜZERİNE…

Yabancı dil eğitimi söz konusu olduğunda iki farklı eğitim akıllara gelebilir: bir yabancı dilin eğitimi ve yabancı dille yapılan eğitim. Neyse ki ülkemizde ikincisinden büyük oranda vazgeçildiği için ya da gündemde fazla olmadığı için, ülkemizde şu an yoğun olarak yabancı dil eğitimi dendiğinde ilki akıllara gelmekte, bu eğitimin başarı ya da başarısızlığı zihinleri daha çok meşgul etmektedir.

Dil öğretimi söz konusu olduğunda, dil öğretiminin de içinde bulunduğu mevcut eğitim sisteminin dayandığı temeller göz önünde bulundurularak, yabancı dil öğretiminde başarılı olabilmek için uygulanan öğretim programının uygunluğu, öğrenme psikolojisindeki son değişmelerden faydalanılması, yabancı dil öğretim ilkelerinin öğretime yansıtılması, etkin yabancı dil yöntem ve tekniklerinin kullanılması gereği ortaya çıkmaktadır.

İletişimsel yaklaşım üzerine temellendirilmiş bir  öğretim programına göre dil öğrenmenin temel amacı, dilin asıl işlevi olan yazılı ve sözlü iletişimi sağlayabilmesidir. Bu yüzden dilin kurallarından, gramerinden çok dilin iletişim aracı olarak kullanılabilmesi önemlidir. Son döneme kadar Türkiye’de uygulanan programlarda, dört temel beceriyi geliştirmekten ziyade, dilin kurallarını öğreten bir anlayışın hakim olduğu söylenebilir. İletişimsel yaklaşımla kurallar öğrenciye eski anlayışta olduğu gibi doğrudan verilmez, dilin kullanımı esnasında öğrencinin kendisinin araştırıp bulması, anlaması ve pratiğe dökmesi hedeflenir. Yabancı dil öğretim programı öğrenciyi merkeze alan bir yaklaşımı benimser.

Tam öğrenme, işbirliğine dayalı öğrenme, bilgisayar destekli öğrenme, proje tabanlı öğrenme, probleme dayalı öğrenme, çoklu zeka tabanlı öğrenme, beyin temelli öğrenme, portfolyo destekli dil öğrenme, yapılandırıcı öğrenme, iletişim teknolojisi katkılı öğrenme gibi öğrenme psikolojisi verilerinin genel eğitim öğretimin her alanını olduğu kadar, yabancı dil öğretim sürecini de etkilediği ortadadır. Yabancı dil öğretiminde öğrenme kuram ve yaklaşımlarından faydalanılması elzemdir.

Öğretme-öğrenme sürecine ilişkin doğru ilkelerin uygulanması eğitimin niteliği artırır. İngilizce öğretiminde başarılı olmak için; dört temel becerinin birlikte öğretilmesi, öğretim etkinliklerinin önceden planlanması, muhtevanın basitten karmaşığa, soyuttan somuta doğru öğretilmesi, görsel-işitsel araçların kullanılması, reel objelerle donanmış, reel yaşama yakın atmosferde hazırlanmış sınıfların kullanılması, hedef dil ağırlıklı bir iletişim dili kullanılması, bir seferde bir yapı sunulması, bilginin günlük yaşama aktarılması, öğrencinin derse daha etkin katılımının sağlanması, bireysel farkların dikkate alınması, öğrencilerin iyi motive edilip cesaretlendirilmesi gibi hususlar dil öğretiminde yadsınamayacak gerçeklerdir.

Yabancı dil eğitiminde dilbilgisi yöntemi, düzvarım yöntemi, kulak-dil alışkanlığı yöntemi, bilişsel öğrenme yaklaşımı, doğal yöntem, iletişimci yaklaşım ve seçmeli yöntem olarak pek çok yöntem mevcuttur. Yetkin bir dil öğreticisinin öğretmeyi planladığı konu ve muhtevaya uygun bir yöntemi seçip onunla öğretim yapması hedefe ulaşmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca beyin fırtınası, gösteri, soru-cevap, drama ve rol yapma, ikili-grup çalışması, kavram haritaları, eğitsel oyunlar, şarkılar, marşlar gibi pek çok teknik de hedeflenen kazanımın elde edilmesinde faydalanılacak tekniklerden bazılarıdır.

Yabancı dil öğretiminde temel becerilerin gelişmesinde anadil ediniminde olduğu gibi doğal bir sıranın izlenmesi görüşü oldukça yaygındır. Diğer bir deyişle ikinci bir dil öğrenen kişi önce duyacak, sonra konuşacak, daha sonra okuma ve yazma becerilerini geliştirecektir.

 

 

NEDEN BAŞARAMIYORUZ?

İngilizce dil öğretimi konusunda en yetkili ağızdan sokaktaki vatandaşa kadar kime sorulsa başarılı olamadığımız rahatlıkla söylenebilmektedir. Okullarımızda verilen yabancı dil öğretimi, harcanan onca zaman, emek ve masrafa karşılık elde edilen sonuçlar bakımından değerlendirildiğinde ulaşılan neticenin en hafif deyimle yeterli olmadığı ortadadır. 2014 yılı Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan araştırma raporlarına göre Türkiye’nin İngilizce öğretiminde beklenilenin altında düşük performans gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Peki neden başarılı olamıyoruz? Başarılı olamayışımızın göstergesi bir takım raporlar mı? Uluslararası sınavlarda başarı gösteremeyişimiz mi? Yoksa dilin en temel işlevi olan iletişim aracı olarak İngilizcenin kullanılamayışı mı? Elbette ki en büyük gösterge; onca ders yükünün ardından, iki kelimeyi bir araya getirip derdini meramını anlatamayan öğrenciler ve İngilizce iletişim kurmada yetersiz kalınmasıdır.

Dil öğretiminde başarıyı etkileyen değişkenlerin; öğretmen, öğrenci, ders işlenişi, çevre ve eğitim olmak üzere çeşitli başlıklar altında toplanabileceği görülmektedir. Yabancı dil öğretiminde öğrencinin dil öğretimine güdülenmiş olması, öğretmenin alana hakim olması, dil öğretim ilke ve yöntemleri doğrultusunda zengin faaliyet alanıyla uygun bir öğrenme mekanı hazırlaması gerekir. Öğretim yöntemi olarak anlatım yönteminin yıllardır en sık uygulanan yöntem olması dil öğretiminde başarısızlığın nedenlerinden belki de en önemlisidir. Dil öğretimi sadece bu yöntemle gerçekleştirilmez. Ancak sınıf mevcutlarının kalabalık olması, zaman yetersizliği, müfredat konularını bitirme kaygısı, dil öğrenimi için farklı hazır bulunuşluk seviyesinde olan öğrencilerin oluşturduğu sınıflar, sınava odaklı sistemde sınavlarda okuduğunu anlama becerisine dayalı değerlendirmeye ağırlık verilmesi, öğretmeni anlatım yöntemini kullanmaya zorlayan unsurlar olarak görülmektedir. Dönüt almak, öğrencinin derse katılımını sağlamak amacıyla soru-cevap yöntemi de öğretmenlerin sıkça kullandıkları yöntemlerden bir diğeridir. Bu yöntemlerin dışında göstererek yaptırma, yaşayarak öğrenme, beyin fırtınası, kavram haritası, proje bazlı öğrenme gibi pek çok yöntem ve tekniğin okullarda dil öğretmenleri tarafından yaygın bir şekilde kullanılmadığı görülmektedir. Oysa dil öğretiminde kullanılan yöntem ve teknik zenginliğinin son derece önemi vardır. Bu eksiklikler dersleri monotonlaştırmakta, öğrencinin yabancı dil öğrenmeye karşı isteğini ve merakını köreltmektedir. Bu da arzu edilen başarıya gölge düşürmektedir.

Ders kitabı odaklı ve sınava yönelik eğitim anlayışı İngilizce dersinde de sınav stresi oluşturmakta, bu yüzden sınavda başarılı olmak için dil bilgisi kurallarına ağırlık verilmekte, iletişim aracı olarak öğrenilen dili kullanma becerisi hedef olmaktan çıkmaktadır. Üniversite sınavında, YKS’de İngilizce soru sorulmaması bile dil öğreniminde öğrencinin güdülenmesini zorlaştıran faktörlerden biri olarak görülmektedir. İşine yaramayacağını düşündüğü bir alanda öğrencinin çaba harcamak istememesi oldukça makul gözükmekte, bu da dil öğretiminde hedefi tutturmayı, başarıyı yakalamayı imkansız kılmaktadır.

Öğretmenin istediği kaynağı kullanabilme hak ve imkanından mahrum oluşu da başarıyı olumsuz etkileyen unsurlardan biridir. Ders işleyişini zenginleştirecek görsellerin olmayışı, reel objelerle gerçeğe yakın bir yaşam alanı oluşturulmayışı, yapılan zengin etkinliklerin sunumuna uygun ortam bulunmayışı, dil atölyeleri, dil sınıflarının olmayışı gibi fiziki şartların elverişsizliği de bir başka etken olarak göze çarpmaktadır.

Öğretmenin ders içi tutum ve davranışları, sürpriz etkinliklerle eğlenceli bir ders ortamı oluşturması hem ders kalitesini artırmakta hem de öğrencinin dil öğrenimine karşı tutumunu olumlu anlamda pekiştirmektedir. Her derste olduğu gibi yabancı dil dersinde de öğretmenin öğrencinin dikkatini çekebilmesi, hayranlık uyandırması, rol-model olarak benimsenmesi gibi hususlar da ders başarısını etkilemektedir. Bu gibi hususlar dikkate alınmadığında hedefe ulaşmak zorlaşmaktadır.

Öğrencinin İngilizce dersi kazanımlarını günlük hayatta kullanabileceği bir ortam bulamayışı, dil öğrenimine ilişkin yeterli desteği ve önemi ailenin çocuğuna ver(e)meyişi, dil öğrenimine ilişkin öğrencinin ihtiyaç hissetmeyişi gibi hususlar da dil öğretimini yetersiz ve başarısız kılmaktadır. İnsan hayatı bütüncül anlamda ele alınıp incelenmedikçe, bütünü anlayamadan parçaları da anlamanın imkansızlığı ortadadır. İnsan zihni nasıl işler? Nasıl öğrenir? Öğrenmede motivasyonun ve bireysel ihtiyaçların önemi nedir? Bu gibi soruların cevaplarının iyi irdelenmesi gerekir. Acıkmadıkça, yeme isteği duymadıkça yemek arama çabası olmayacaktır. Bir şeyin gereğine inanmadıkça o şeye ulaşma ihtiyacı da duyulmayacaktır hatta gereksiz bulunduğu için olumsuz bir tavır takınarak ondan kaçma, uzaklaşma arzusu da oluşacaktır. Öğrencilerin dil öğrenmenin önem ve gereğine inandırılması elzemdir. Gerek ailede, gerek okulda, gerekse toplumun tüm kesitlerinde yeni bir dil ediniminin ihtiyacını hisseden öğrenci, onu elde etmek için bir yolunu bulacaktır. Mülteci olarak ülkemizde bulunan Suriyelilerin oldukça kısa zamanda Türkçeyi öğrendikleri görülüyor. Güneydoğu’da ana dili gibi Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın varlığı gösteriyor ki reel ortamlar, konuşmaya maruz bırakılma, mecbur kalma, bir yabancı dilin iletişim dili olarak edinimini kolaylaştırmaktadır.       Yabancı dil kazanımlarının öğrenciye neler sağlayacağının anlatılması, öğrencinin bunlara inandırılması gerekir. Yabancı dil eğitimiyle insanın farklı düşünme yeteneği gelişir, kendi ana dilinin inceliklerine vakıf olur, gelişen teknoloji sayesinde insanların her an her yerde olabildiği global köy haline dönüşen yeryüzünde diğer insanlarla iletişim kurma, dünyayı tanıma, mesleğini geliştirme becerileri, daha iyi eğitim ve iş imkanı bulması kolaylaşır. Dil iyi bir kültürleme aracı olduğu için çok dil bilenlerin çok kültürlü olma imkanları daha çoktur. Tüm bu gerçeklerin uzağında, sadece ders kazanımlarının edinimine zorlanan bireyin arzu edilen hedefe ulaşması zordur. Yeni bir dil ediniminin faydalarını anlatamayan, yabancı dil öğrenmenin bir ihtiyaç olduğunu hissettirmeyen bir öğretmenin ya da eğitim sisteminin yabancı dil öğretiminde başarılı olması neredeyse imkansızdır.

Maruz bırakma ilkesi neticesinde İngilizce derslerinde dersin İngilizce anlatılması yoluyla öğrenci meramını anlatmak için bir an önce dili kullanmaya başlayacaktır. Ancak öğretmenlerinin hedef dil İngilizceyi kullanarak ders anlatmayı yeterince önemsemedikleri de bir realitedir. Bu realite, arzu edilen başarıyı elde edemeyişimizin bir başka sebebidir.

Batı dillerini öğretme amaçlanırken batılı dil öğretim metodları da otomatik olarak ihraç edilmiştir. Kendimize özgü bir öğretim metodu oluşturamamış olmamız, ya da varolan verileri içselleştiremeyişimiz de başarıyı olumsuz etkileyen faktörlerden biridir. Bir ülkenin kendi dinamiklerinden, kendine has toplumsal özelliklerinden soyutlanmış bir dil eğitimi başarısız olmaya mahkumdur. Dilin bir kültürlenme aracı olduğunun bilincinde bir takım insanların kültürel yozlaşma ve dejenerasyon korkusuyla hem kendilerini hem de çocuklarını yabancı dil öğrenmeye karşı mesafeli tuttukları ya da teşvik etmedikleri de bilinen bir gerçektir. Bu sığ düşüncenin de etkisiz kılınması dil öğretiminin başarısını artıracaktır. Ayrıca, öğretim metodlarında olduğu gibi kaynak seçiminde de dilini öğretmeyi hedeflediğimiz ülkenin, kendi ülkemizde yayın tekeli oluşturduğu da ayrı bir gerçektir. Bu tekelden kurtulmadıkça, her ülkeye her kesime uygun bir modelle her ülkede başarılı bir dil eğitimin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını görmedikçe etkin ve başarılı bir dil öğretimini gerçekleştirmemiz mümkün olmayacaktır.

 

BELKİ DE İLK DÜĞMEYİ YANLIŞ İLİKLEDİK!

Dil bir iletişim aracıdır. Bir dilin öğretimi yapıldığında ondan beklenen en önemli başarı kriteri, o dili öğrenen kişi için dilin bir iletişim aracı olarak kullanılıp kullanılamadığı gerçeğidir. Okullarımızda verilen dil öğretimini bu açıdan ele aldığımızda sonuç ne yazık ki olumsuz bir tablo çiziyor.

Yabancı dil eğitiminde başarılı olamadığımız, en yetkili ağızdan sokaktaki vatandaşa kadar herkes tarafından dillendirilmekte, kabul edilmektedir. Okullardaki yabancı dil öğretimindeki başarı ya da başarısızlık tablosu genel eğitimin başarı ya da başarısızlık tablosu ile de açıklanabileceği kanaatini taşıyorum. Eğitimin doğasına aykırı bir şekilde “zorunlu” tutulan eğitime, motivasyonu düşük, özgürlüğü kısıtlanmış, istekleri göz ardı edilen, özel beceri ve kabiliyetleri yok sayılan bir öğrenci güruhunun -John Taylor Gatto’nun deyimiyle- dört duvar arasına sıkıştırılması, havasız koridorlara hapsolunmuş bir şekilde eğitime zorlanması, her branşta olduğu gibi yabancı dil öğretiminde de arzu edilen yerde olamayışımızın bir başka sebebi olabilir. Yani yanlış paradigmalar üzerine kurulu genel eğitim sistemimizde İngilizce dil öğreniminde de başarılı olamadığımız herkesin malumudur. Bu eğitim sistemimiz test başarısı üzerine kurgulanmıştır; sınava endeksli, sonuca odaklı bir anlayışa sahip olduğu için, yabancı dil eğitiminin ihtiyacını hissetmeden, buna yeterince güdülenmeden, sadece ders başarısı için çalışan öğrencilerimiz sınavlarda bir şekilde “başarı”yı yakalayabilse de bunun arzu edilen, ideal dil öğretiminin gerçekleştiği anlamına gelmediği apaçık ortadadır. Genel eğitim sistemimizin karakteri üzerine yeni paradigmalar geliştirildiği takdirde yukarıda bahsi geçen başarıyı artırıcı etkenleri de göz önünde bulundurarak kendimize has, kendi öz kaynaklarımızla desteklenmiş yabancı dil öğretim programlarıyla, ders araç gereç ve materyalleriyle, yine kendimize has metot ve tekniklerle -evrensel birikimi içselleştirerek- kendi milli ve yerli birikimimizi ortaya koyarak İngilizce dersinde gerçek bir başarıdan bahsedebilme imkanı bulacağımız kanaatindeyim.

haticeasaroglu@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir