Tüm sınavları MEB yapmalıdır!

Birkaç yıl önce ‘Devlet tüm okullarını özelleştirmelidir’ başlığı ile provakatif iki yazı yazmıştım. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, edebiyat, İngilizce… gibi derslerin devletin Anadolu Liseleri ve Fen Liselerindeki ortalaması ile, bu derslerin özel okullar ve özel temel liselerdeki ortalaması arasında dev bir uçurum olduğunu, buradan hareketle devletin okullarındaki eğitim öğretimin ve tecrübeli öğretmenlerinin başarısız olduğunu, buna karşılık özel okulların eğitim- öğretiminin ve -bazıları KPSS kazanamamış- öğretmenlerinin daha başarılı olduğunu, bu yüzden devletin, okullarını özelleştirmesinin gerekli olduğunu yazmıştım.

 

Tabii başta kızımın okulunun yöneticilerinden ve meslektaşlarımdan çok tepkiler aldım. Velilerden ise destek ve dua aldım. Meslektaşlarımdan aldığım tepki şöyleydi: “Bilmiyor musun özel okullar şişiriyorlar” “Özel okullar öğrencileri seçiyorlar” Yazıştığım özel okullardan sorumlu bir şube müdürü, “Özel okullar biraz şişiriyorlar” demişti. “Neden engellemiyorsunuz?” Soruma da “Konuşuyoruz, söylüyoruz. Ama dinlemiyorlar” mealinde bir şeyler söylemişti.
Bırakın şube müdürünü, dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da TV’den özel okulları “Ceza yazarız. Kapatırız. Özel okul ruhsatlarınızı iptal ederiz” şeklinde tehdit etmişti.

O yıl Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü 2. Dönemin 2. Yazılı sınavını merkezi sitemle yapmıştı. Tüm devlet Fen ve Anadolu liselerindeki öğrenciler bu sınava girmişler ve aldıkları puanlar ikinci yazılı notu olarak e-okul sistemine girmişti. Benim kızımın fizik dersinden aldığı not, okulda öğretmenlerinin yaptığı sınavda aldığı nottan düşük idi. Ve kızımın beyanına göre ‘öğrenciler resmen dökülmüştü’
Bahsi geçen şube müdürüne, özel okulların bu sınava neden girmediğini sorduğumda, -yalan olmasın- ‘ya girmek istemediler ya da düşünemedik’ cevabını vermişti.

Orta öğretim puanının, üniversiteye girişte, aynı sayıda neti olan devlet okulu öğrencilerini, özel okul öğrencilerine göre yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 20 geride bıraktığını düşünürsek, özel okullarda okuyan öğrenciler ile devlet okullarında okuyan öğrenciler arasında çok adaletsiz bir uçurumun açıldığı bir gerçektir. Bir devlet Anadolu ya da Fen Lisesinde 95 ortalama ile bir öğrenci sınıf ya da okul birincisi olurken, herhangi bir özel okulda en düşük ortalamanın 95’e düşmediğini görebilirsiniz.

Bu manzarayı MEB yetkilileri bilmiyorlar mı?
Tabii ki biliyorlar. Biliyorlar ki bakan düzeyinde özel okulları tehdit ediyorlar ya da şube müdürü düzeyinde itiraf ediyorlar.
Ayrıca, özel okulların töhmet altında bırakılması doğru değildir. Birçok özel okul devlet okullarına göre öğrencileri okulda daha fazla tuttuğu, etüdlerle, deneme sınavları ile ve birçok başka uygulamalarla destekledikleri bir vakıadır. Özel okullar kendi içlerinde rekabet ediyorlar. Başarılı olmak zorundadırlar. Bu başarının ölçütü de karne başarısı değil, liseye geçiş ve üniversiteye yerleştirme başarılarıdır. Bu yüzden özel okullarda çalışan Öğretmenler ve Özel okul öğrencileri daha çok çalışıyorlar.
Dolayısıyla özel okulların notlarını şişirip şişirmediklerinin ya da ne kadar şişirdiklerini anlamanın yolu tehdit ya da ceza kesmek ya da ‘söylemek/ rica etmek’ değildir.
Bunun yolu şudur:

1. Her iki dönemde ya da dönem sonunda merkezi sitem ile bir sınav yaparsınız. Tüm kamu ve özel okullarda okuyan öğrenciler bu sınava sokarsınız. Bu sınavda aldıkları puanların ortalamasını baz alırsınız. Ayrıca öğrencinin sportif etkinlikler, sosyal etkinlikler ve sosyal sorumluluk projelerindeki katılımından aldığı puanı eklersiniz.
Bu, özel ve devlet okullarının başarısının karşılaştırılması bakımından önemli bir kriterdir. Her okulun başarısı bu sınavda ölçülür. Okullar arasında başarı ve sportif ve sosyal etkinlik alanlarında rekabet yolu açılır. Okulların eğitim öğretim düzeyi yükselir.
Okullar ve öğretmenler öğrencilerine deneme ve hazırlık sınavları yaparlar. Eksiklerini gediklerini görürler. Daha çok çalışmanın ve çalıştırmanın yolunu bulurlar.

2. Ortaöğretim puanının yüksek öğretimde değerlendirme dışında tutarsınız. Bu da okullarda eğitim kalitesini düşürür. Okulun ve okuldaki faaliyetlere katılmanın önemini azaltır.

Benim önerim şu: Sınıftan itibaren her yıl dönem sonunda merkezi sistemle birer sınav yapılmalıdır. Ortaokul boyunca öğrencinin 4 sınavdan aldığı, ilaveten sosyal etkinlik, sosyal sorumluluk ve sportif faaliyetlerde aldığı puanların ortalaması ile liseye/ bölüme ve seviye sınıfına yerleşmelidir. Lisede de aynı şekilde, merkezi sistemle yapılan aldığı puanların sosyal etkinlik, sosyal sorumluluk ve sportif faaliyetlerde aldığı puanların ortalamaları ile üniversiteye yerleşmelidir. Böylece çocuklarımızı üç harfli (YKS, LGS, OGS, HGS…) sınavlardan kurtarmış oluruz.
Bunun en önemli faydası da şuradadır; Öğrenci ortaokulda iken sadece 8. Sınıfta, Lisede ise sadece 12. Sınıfta yoğun çalışıyor. Oysa önerdiğim sistemde her sınıf eşit derecede önemlidir.
Bu yıl e okula girmeye başladığımız sosyal etkinlik, sosyal sorumluluk ve sportif faaliyetlere katılmanın de üniversiteye girişte puan olarak önemli bir katkısının olması gerekir. Dolayısıyla öğrenci sadece akademik başarıya odaklanmak yerine, sosyal sorumluluk ve etkinlik bilinci ve becerisi de kazanmış olacak.
Milli Eğitim Bakanımızın da dediği gibi, çocuklarımızı sadece ilim yönünden değil, irfan yönünden de geliştirmiş oluruz.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir