Teknoloji bağımlılığı nasıl gelişir?

Beş yılı aşkın süredir Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığıyla çalışıyor ve bu konuda eğitimler veriyorum. Bulunduğum her ortamda başta anne ve babalar olmak üzere hemen hemen tüm yetişkinler durumla ilgili şikâyetlerini aktarıyor ve çözüm arıyorlar. Aynı zamanda özellikle 2000 ve sonrası doğan Z kuşağının bu şikâyetleri reddettiğine şahit oluyorum. Günümüzün en çok konuşulan konularından Teknoloji Bağımlılığı veya benim tanımımla O.T.İ.B. farklı bir bakış açısıyla bakıldığında daha kolay anlaşılabilir.

Konumuz teknoloji bağımlılığı değil de uyuşturucu, alkol veya sigara bağımlılığı olsaydı ve “uyuşturucu bağımlılığı nasıl gelişir?” sorusuna bir anketle cevap arıyor olsaydık ulaşacağımız sonuç yüksek oranda “uyuşturucu yüzünden” olurdu. Hem bilimsel çalışmalara hem de toplumun genel algısına bakıldığında ‘bağımlılık, bağımlılık oluşturan madde veya nesneler yüzünden oluşur’ kanısı yaygındır. Bu kanı doğru mudur? Bağımlılık nedir? Nasıl gelişir? Kişiyi ve hayatını nasıl etkiler? Bağımlılıktan korunmak için neler yapılmalı? Bağımlılıktan kurtulmanın yolları nelerdir? Gerçekten de teknoloji bağımlılık yapar mı? Hem bu sorulara cevap bulabilmemiz hem de bu bağımlılık türünü doğru anlayabilmemiz için bağımlılık ve teknoloji kavramlarını ayrı ayrı ele almamız gerekmektedir.

 

BAĞIMLILIK

En genel tanımıyla bağımlılık “Bireylerin, ruhsal ve bedensel sağlığına veya sosyal yaşamlarına zarar vermesine karşın, belirli bir eylemi yinelemeye yönelik karşı konulamaz bir istek duymaları halidir.”

20.y.y’ın başlarında yapılan deneyler sonucunda bir takım maddelerin insanlarda bağımlılık oluşturduğu saptanmıştır. Bu saptama kısmi anlamda doğrudur ama yeterli değildir.

Doğrudur çünkü; beynin ödül merkezini tetikleyen her madde veya nesne beyinde yoğun bir şekilde dopamin salgılanmasına sebep olur. Bu durum tekrarlandıkça beyinde aşırı dopamin salgılanmasına bağlı tolerans gelişir. Kişi artık kendisini normal hissetmek için kullanıma devam etmek ve dozu arttırmak zorunda kalır.

Yeterli değildir çünkü; 1970’li yıllarda psikoloji Profesörü Bruce Alexander bağımlılık üzerine yapılmış olan deneyleri incelemiş ve yapılan deneylerde eksik bir şeylerin olduğunu fark etmiştir. Bu deneylerde bir deney faresi biri içinde normal diğerinde de uyuşturuculu su olan iki suluğun olduğu bir kafese konulmuştur. Fare her iki suluktan da su içtikten sonra, uyuşturuculu suya yönelmiş ve kendini öldürünceye kadar bu sudan içmeye devam ettiği gözlemlenmiştir. Deneylerde farenin kafese her zaman yalnız konulduğu dolayısıyla kendini mutlu etmek için uyuşturuculu suyu içmek dışında yapabileceği bir şey olmadığını tespit eden Prof. Alexander bu deney farklı yapılırsa sonuçlar nasıl olur düşüncesi ile bir ‘Fare Parkı’ kurmuştur. Bu parkta farelerin ilgisini çekecek renkli toplar, tüneller, sosyalleşebilmeleri ve çiftleşebilmelerini de sağlamak amacıyla bir sürü farenin olduğu bir ortam oluşturulmuştur. Önceki deneylerdeki gibi, normal ve uyuşturuculu suların olduğu suluklar da fare parkına yerleştirilmiştir. Yapılan gözlemler sonucunda fare parkındaki farelerin nadiren uyuşturuculu suya yöneldikleri ve hiçbir şekilde aşırı doz almadıkları tespit edilmiştir.

Vietnam savaşı döneminde askerler üzerinde yapılan incelemelerde, Prof. Alexander’in ‘Fare Parkı’ deneyinde ulaştığı sonuçlara benzer sonuçlar elde edilmiştir. Savaştaki Amerikan askerlerinin %20’sinin yüksek dozda eroin kullandığı, evlerine dönen bu askerler incelendiğinde rehabilitasyona gitmedikleri halde hiçbir sıkıntı yaşamadıkları ve %95’inin uyuşturucu kullanmayı bıraktığı gözlemlenmiştir. Prof. Alexander’in deneyinden ve askerler üzerinde yapılan incelemelerden elde edilen sonuçlar bize bağımlılık hakkında daha farklı düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

 

İnsanoğlunun doğuştan gelen bir bağlanma ihtiyacı vardır. Mutlu ve sağlıklı olduğumuzda bunu çevremizdekilerle paylaşmak isteriz. Ama bunu yapamadığımızda, örneğin travmatize olduğumuz veya soyutlandığımızda bizi rahatlatan bir şeylerle bağ kurma ihtiyacı duyarız. Bu ister akıllı telefonumuzu kurcalamak, ister video oyunları oynamak, isterse de sosyal medyada gezinmek olsun bir şeylerle bağ kurarız. Çünkü bu doğamızda var. Kişi yapacak bir şey bulamadığında, engellendiğinde veya soyutlandığında ulaşabildiği en kolay madde veya nesneye ulaşır ve bu sayede beynin ödül merkezi uyarılır. Kullanmaya devam ettikçe uyarılma da devam eder bir süre sonra tolerans gelişir ve artık kendini normal hissetmek için kullanmaya devam eder, çevresi tarafından bağımlı ilan edilir ve kehanet kendini gerçekleştirir. Kişi artık kendini bağımlı olarak kabul eder ve bundan kurtulmanın ya çok zor ya da imkansız olduğuna inanmaya başlar. Bu durumla yüzleşmek zor geldiği için, inkar ve kaçınma savunma mekanizmaları devreye girer. Artık ya “sen bağımlısın” söylemini inkar ederek kullanımının normal düzeyde olduğunu, istediği an bırakabilecek durumda olduğunu savunur ya da yüzleşmekten kaçındığı için konuyla ilgili konuşmaz, konuşulan ortamlardan uzaklaşır, dolayısıyla iç dünyasına kapanır. Sonuç olarak, zamanının çoğunu tek başına geçirmesi bağımlılıkla ilgili yapılmış ilk deneyleri hatırlatmakta, kendini mutlu edebilmek için günün büyük bir bölümünü bilgisayar veya telefon başında geçirmesine sebep olmaktadır.

 

TEKNOLOJİ

Yunanca sanat ve bilmek kelimelerinden oluşan ve bir insan etkinliği olan teknolojinin asıl amacı, yaşamı daha kolay hale getirmektir. Teknoloji sağlıktan sanata, spordan modaya, mimariden eğitime kadar her alanda insanların işini kolaylaştıran ve hayat kalitesini arttıran gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknoloji uzmanı Alan Kay’ın “Teknoloji Siz Doğduktan Sonra İcat Edilmiş Her Şeydir” sözünden de anlaşılacağı üzere ‘Teknoloji’ teriminin kapsamı çok geniştir. Teknoloji hayatımızın her alanında hüküm sürmekte dolayısıyla bir bağımlılık türünü teknoloji terimiyle açıklamaya çalışmak konuyu oldukça geniş bir alana yaymaktadır. Bu denli önemli bir konunun anlamını yitirmemesi adına “Teknoloji Bağımlılığı” yerine “O.T.İ.B” yani “Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı” denilmesi daha doğru bir tanımlama olacaktır. Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya alanlarını ayrı ayrı incelemek bize hem konu hakkında hem de kullanıcı hakkında daha detaylı bilgiler vermektedir.

 

Her yıl yayınlanan Global Dijital Raporun 2017 yılı Türkiye verilerine göre Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya kullanımının ve sürelerin artışı;

Nüfus: 81.33 milyon,

Aktif internet kullanıcısı: 54.33 milyon, % 13 artış

Aktif cep telefonu kullanıcısı: 59.05 milyon, % 5 artış

Aktif sosyal medya kullanıcısı: 51 milyon, % 6 artış

İnternette geçirilen süre (Türkiye ortalaması): 7 saat 9 dakika

Sosyal medyada geçirilen süre (Türkiye ortalaması): 2 saat 48 dakika

Televizyon seyredilme süresi (Türkiye Ortalaması): 2 saat 44 dakika

TÜİK 2017 raporunda günlük kitap okuma süresi: 1 dakika

 

O.T.İ.B.’İN FARKI

Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya bağımlılığının diğer bağımlılıklardan en temel farkı anne, babaların çocuğun beynindeki ödül merkezini uyararak bağımlılığa sebep nesneyi kendi elleriyle vermeleridir. 0-6 yaş temel gelişim döneminde çocuk için en güvenli varlık olan anne tarafından “oyalansın, ağlamasın, uyusun, yemek yesin” gerekçeleriyle (bahaneleriyle) çocuğunun önüne veya eline telefon-tablet verilmesi çocuğunun zihnine bu cihazların güvenili cihazlar olarak kodlanmasına sebep olur. İlerleyen yıllarda özellikle de ders çalışma konusu öne sürülerek “bırak artık şu telefonu-tableti” söylemi çocuğun kafasında sorgulamaya sebep olmakta, bu sorgulama mantıklı bir açıklamayla giderilemediği takdirde çatışma ve itaatsizliğe dönüşmektedir. Küçük yaşlardan itibaren sınırsız ve kontrolsüz telefon, tablet, video ve oyun kullanımı çocuklarda ruhsal ve bedensel bir takım rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya kullanımı, buna bağlı olarak kullanım süresi arttıkça çocuk ve gençlerde düşünce süreçlerinin bozulduğu, yüz yüze iletişimin azaldığı, sosyal gelişimlerinin yavaşladığı, özgüvenlerinin düştüğü, kaygı düzeylerinin arttığı ve genel sağlık düzeyinin düştüğü görülmektedir.

Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığının diğer bağımlılık türlerinden çok önemli bir farkı daha vardır. Diğer bağımlılık türlerinde çözüm süreci bireyi bağımlı olduğu maddeden tamamen uzaklaştırarak ve arındırarak yapılmaktadır. Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığının çözümünde ve sonrasında kişiyi bağımlı olduğuğu nesneden tamamen uzaklaştırmak çevresel şartlar yüzünden mümkün olmamaktadır. Örneğin, Telefon Bağımlılığı konusunda yardım alan bir kişinin telefon kullanımını tamamen bırakması veya telefonun kullanılmadığı mekanları tercih etmesi gibi bir imkanı bulunmamaktadır. Dolayısıyla O.T.İ.B. diğer bağımlılık türlerine nazaran çözümü handikaplı bir bağımlılık türüdür. Bu nedenle kendinizi ve çocuklarınızı Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığından korumak çözüm aramaktan daha kolay ve mantıklı olacaktır.

NE YAPILMALI?

Ailelerin çocuklarının zihinsel ve duygusal tatminlerini sağlamaları çok önemlidir, çocuğun suni mutluluk kaynaklarına ihtiyacı kalmayacak şekilde yetiştirilmesine özen gösterilmelidir. Oyun, Telefon, İnternet ve Sosyal Medya kullanımı var olan çocuklar sistematik bir şekilde tüketen taraftan üreten tarafa yönlendirilmeli, ellerindeki teknolojik imkanları; öğrenmek, gelişmek ve üretmek için kullanmaya teşvik edilmelidir. Çocuğun kodlama öğrenmesi, program veya uygulama yazabilmesi, web tasarımı bilmesi ona ileride hangi mesleği yaparsa yapsın başarı getirecektir. Unutmayalım ki bu ülkenin refahı dünyaya teknoloji satabilirsek mümkün olacaktır.

Son olarak da Prof. Alexander’in deneyinden yola çıkarak, kişiler mutlu oldukları zaman suni mutluluklara yönelmezler. Başta kendinizi ve çocuklarınızı mutlu etmek için çalışın.

Mutluluk ve sağlıkla kalın.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir