Son Dakika

Öğretmen Odasını Anlamak…

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk “Öğretmen odalarını anlamamız lazım. Öğretmen odası anlaşılmadan eğitim sistemi anlaşılmaz.” demiş.

Öyle ya, Mustafa Kemal Atatürk de ‘Muallimler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diyerek eğitimde öğretmenlere merkezi bir rol verdiğine göre, eğitimi anlamak için öğretmenler odasını anlamaktan başlamak umut verici bir adımdır.

 

Konu öğretmenler odası ve öğretmen olunca rahmetli Nurettin Topçu’nun  ‘Türkiye’nin Maarif  Davası’ kitabında çizdiği öğretmen ve öğretmenler odası tablosunu zikretmeden geçemeyeceğim:
“…Muallim okumuyor, çalışmıyor, kendisiyle uğraşmıyor. Hatta derslerle meşguliyeti yüzünden, çok kere o, okumaktan hoşlanmayan adam olarak yaşıyor…”
“…Evvela muallimin meslek adamı olması, muallimliğin bir meslek haline gelmesi lazımdır. Az zamanda çok mektep açma iştihasına kapılarak ölçüsüz bir şekilde kabartılan muallim kadrosu, altmış çeşit meslek ve menşeden insanları içine aldı…”
“… Evvela muallimle ilim adamı arasında bir uçurum açılmak istendi. İdeal muallim, sadece sınıfa zamanında girip çıkan ve müdürüne itaat eden insan olarak alındı.”
“…Muallimin, ilim ve ideal adamı olabilmesi için her şeyden evvel gönlü, fikri istiklali olmalıdır. Bu bakımdan en iyi mektep müdürsüz mekteptir. Teftiş bir merasimdir ve bazen de bir darbedir…”

“… Muallim odalarının en canlı faaliyeti ya kooperatif işleri üzerindedir, yahut kahve ocağına aittir…”

“… Bilmiyorum, acaba ne zaman, hangi devirde ve hangi tarihte, hangi mektepli muallim odasında ilmi bir konuşmanın, metodlu bir münakaşa halinde devamlılığı görülmüştür.”

“Mektepte nöbet tutma ve birtakım kolların idaresi gibi vazifeler, muallimlik mesleğine, muallimin elinden alınan meslek adamı olma imkanlarına vurulmuş darbelerdir. Koridorlarda talebeyi takip eden ve sınıflarda para toplayan muallim, ideal görevlerinden uzaklaştırılmış bir adamdır. Onu mukaddes idealinden uzaklaştırıcı olan bu şartlar, zamanla doğurdukları alışkanlık yüzünden, muallimi, kitaptaki bahislerin sınıfta tekrarını yapan bir büro müstahdemi haline getiriyor…” (Sayfa:107-108)

 

Rahmetli Nurettin Topçu bu sözleri 1957’de bir konferansta söylemiş. Bu söyledikleri kendi dönemindeki durumu tasvir ediyorsa da bugünün öğretmen ve öğretmenler odasına da ışık tutuyor.

 

Öğretmenleri ve öğretmenler odasını anlamakla işe başlayacak Milli Eğitim yönetiminin, yukarıda Nurettin Topçu’nun ağzından naklettiğimiz manzaranın farkında olmadıklarını düşünmek mümkün değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlerin performansını ölçmek için bir takım çalışmalar yapmak istemesi ve performansa dayalı bir terfi ve ücret sistemi arayışlarının sebebi budur. Ayrıca ilk defa bu haziran dönemi seminer çalışmaları öncesinde film ve kitap listesi göndermesi de bakanlığın öğretmenlerin meslekleri ile ilgili kendilerini yenilemedikleri, geliştirmedikleri gibi bir kabulden kaynaklanıyor.

 

Haziran dönemi seminer çalışmasında, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğünden bir yetkili okulumuzdaki seminer çalışmasına kısa bir süre için de olsa katıldı. Eylül ayında ve haziran ayında ikişer hafta olarak yapıl(may)an ve çoğu zaman angarya olarak görülen seminer çalışmaları ile ilgili olarak ‘Öğretmen Odası’nın görüş ve önerilerini dinledi.

 

Gelen yetkiliye de bir kısmını söylediğim gibi, bu seminer çalışmalarının öğretmenleri yetiştirip geliştirmediği aşikardır. Çünkü:

1. Öncelikle halen yapılan -aslında yapılmayan- toplam 4 haftalık seminerler göstermeliktir. Dostlar alışverişte görsün kabilinden, tatilin kesintisiz üç ay olmaması için usulen (yönetmelik gereği) yapılan bir çalışmadır.  Ayrıca öğretmenler bu göstermelik çalışmalar için, imza atarak ek ücret almak gibi ahlaki bir tutarsızlığa sürüklenmektir.

2. Madem ki mevzuat gereği bu çalışmaların yapılması gerekiyor. Öyleyse her okulun tüm öğretmenlerini aynı okula toplayarak, en iyi ihtimalle çay kahve içip muhabbet etmelerine zemin hazırlamak yerine, ayrı ayrı branşları, farklı okullarda toplamak ve dışarıdan (Üniversiteden, özel kuruluşlardan) getirilecek uzmanların yönetiminde seminerler düzenlenebilir. Kişisel gelişim uzmanları, psikologlar, sosyologlar, eğitimciler, belirlenen program dahilinde öğretmenlerle geliştirici/yetiştirici çalışmalar yapabilirler. Bir dönem Din Kültürü Öğretmenleri ilçe bazında belli okullarda toplanıyor ve girdikleri derslerle ilgili çalışmalar ve paylaşımlar yapıyorlardı. Bu uygulama diğer tüm branşlara teşmil edilebilir.

 

  1. ‘Eylül ve Haziran aylarında 15’er gün seminerdesiniz. Mecburen şu şu konulardaki sunumları dinleyeceksiniz, şu çalışmaları yapacaksınız’ gibi bir dayatma yaptığınızda, öğretmenler ister istemez olayın tamamını angarya olarak görecek, yasak savma babından, çoğu zaman bildiği, hatta gına gelen mevzu ve sunumlara ‘tahammül etmek zorunda kalacak’lardır. Sunumları yapanlar da, nasılsa kimse dinlemeyecek diye 2 saatlik sunumu 2 dakika içinde sunacak şekilde kısaltacaktır. Nitekim yukarıda alıntı yaptığım Nurettin Topçu’nun, ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabını okumadan, internetten indirilen trol sunum ile 3-5 dakikada gömebilmişizdir!

 

Öğretmenlerin kendilerini dışarıdan bir gözle eleştirme, geliştirme ve yenilemeleri gerektiği bir vakıadır. ‘İş garantili devlet memuru kafası’nı yaşayan öğretmenlere böyle bir ihtiyacın kabul ettirilmesinin mümkün bir yolu olduğuna inanmasam da, idealist, mesleğini seven, adanmış, kendini sürekli yenilemek isteyen öğretmenler için ihtiyaç tespiti iyi yapılmış, kurumun kaynakları, üniversiteler ve özel sektör tarafından düzenlenecek ciddi eğitim programlarına ihtiyaç vardır.

Yazımı meslektaşımız Konfüçyüs’ün sözleri ile noktalıyorum.

“Biri sürekli yeni bilgiler edinerek, eski bilgisini geliştirmeye çalışırsa, o başkalarının öğretmeni olabilir”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.