Öğrencilerle deizm ve ateizm tartışmaları nasıl yapılmalıdır?

Liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olmak her geçen gün biraz daha önemli hale gelmektedir. Her türlü bilgiye internetten ulaşılan ve herkesin herkes ile iletişim kurduğu bir dönemdeyiz. Öğrencilerimiz, aklımıza hayalimize gelmeyecek birçok bilgi ve sorgulamaya maruz kalmaktadır. Buna karşılık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin çok iyi yetişmiş ve hazırlıklı olması gerekir. Haftada iki saat gibi bir zamanda öğrencilerle her türlü konuyu/ soruyu/ sorunu konuşabilecek bir donanıma ve bilgi düzeyine sahip olmalıdır.
Karşımızdaki çocuklar Müslüman evladı ve Müslüman olsalar da, Müslümanlara İslam anlatmak şeklinde oluşmuş ‘Din Dili’ ile bazı soru(n)larının altından kalkmak mümkün değildir.

Bu yazımda bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak, Ateizm- Deizm- Teizm ekseninde öğrencilerimle yaşadığım tartışmaları/ soru(n)ları paylaşmak istiyorum.

1.  Meal okuyan bir öğrencim Kasas: 5 ayeti hakkında şöyle sormuştu:
” Kur’an, ‘İstiyoruz ki arzda zayıf bırakılanlara (Müstad’af) kıyak yapalım ve onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım’ diyor. Allah bir şeyin olmasını dilediğinde ona ‘ol’ demekle oldurabiliyorsa, yukarıda söylediğine neden ‘ol’ demiyor? Ya da ‘ol’ diyorsa ve olmuyorsa –bence olmuyor– Allah istediği şeyi yapmaktan aciz midir?”

2.  Üç gün önce çok sevdiğim bir arkadaşımın 9 yaşındaki (3. Sınıfa gidiyor) bıcırık kızı şunu sormuştu: “Allah yaptığımız duaları kabul ediyor diyorlar. Ben dua ettim. Ama dualarımın hiçbirini kabul etmedi. Ben bahçeli bir ev istedim. Çünkü evimize kedi almak istiyorum. Annem ve babam, ‘bahçeli bir evimiz olursa kedi alabilirsin’ demişti. ‘Bahçeli bir evimizin olması için ne yapabilirim?’ diye sorduğumda, ‘Allah’a dua et’ demişlerdi. Ben de sürekli dua ediyorum. Ama kaç sene oldu, olmuyor. O’nun için her şey çok kolay değil mi? Hem bunu kendim için istemiyorum ki… Sokak hayvanları için istiyorum. Yine de vermiyor. Neden vermiyor?”

 

  1. Furkan süresinin 77. ayetinde, “De ki duanız olmazsa Rabbim sizi ne yapsın?” ayeti hakkında 6. Sınıf bir öğrencim, “Allah illa da dua etmemizi istiyor. Dua etmezsek değersiz olduğumuzu söylüyor. Ama hiçbirini de gerçekleştirmiyor. Ne yapmak istiyor? Dualarımıza mı muhtaçtır? Ya da bizim, O’nun karşısında ezilmemizi mi istiyor?” demişti.

    4. Bir gazetede yayınlanan 20 soru, 20 cevap uygulamasında 20. Soru olarak sorulan, “Öldükten sonra cennete giderseniz, Tanrının size ne söylemesini istersiniz?” sorusuna Ufuk Uras’ın verdiği: “Yeryüzündeki haksızlık ve zulümlere müdahil olmadığım için özür dilerim” cevabını öğrencilere sormuştum.
    1. Sizce Müdahale etmeli midir?
    2. Sizce Müdahale ediyor mu?
    3. Sizce Müdahale etmek görevi midir?
    Çocukların çoğu, 1. soruya, ‘evet, etmelidir’, 2. soruya, ‘etmiyor’ ve 3. soruya, ‘görevidir’ şeklinde cevap vermişlerdi. Bu durumda Tanrının görevi olan müdahaleyi yapmamış olduğu düşünülmektedir.
    Öğrencilerimden bazıları, “Allah, İnsanlara zulüm ve haksızlıklar karşısında mazluma yardım etmeyi emrederken ve sınırlı merhamet ve güç sahibi bir insan bile haksızlık ve zulümler karşısında sessiz kalmazken, sınırsız merhamet ve güç sahibi olan Allah’ın müdahale etmemesini anlayamıyorum. Bu dayanılmaz haksızlıklara vicdanı nasıl dayanabiliyor?” demişti.
    Buna benzer bir serzenişi Hz. Musa da Allah’a yapmaktadır. “Mısır’daki kölelerin çığlıklarını duymuyor musun?” (Tevrat) “Rabbimiz sen Firavun ve avanesine mal ve şatafat verdin. Rabbimiz, bunu, insanları senin yolundan şaşırtsınlar diye mi yapıyorsun?…” (Yunus: 88)
    Buna benzer birçok soru(n)la tüm öğretmenler muhatap olmaktadırlar.

    Kanımca tüm bu soru(n)larda teizmin cevapları yetersiz kalmaktadır. Teizmin temel kabulü, Allah’ın iradesinin sisteminden (Sünnetullah) güçlü olduğu ve her an evrene müdahale ediyor oluşudur. Teistler, Allah’ın, gerek insan iradesinin alanını kurgulamak (Yazgı), gerek Peygamber (Vahy/ Kitap/ Din) göndermek, gerek insanların dualarına karşılık yardım etmek, gerek bela/ musibet vererek ıslah etmek ve gerekse mucize (Sünnetullah’a göre olmaz olanı oldurmak) yapmak suretiyle müdahale edeceğine inanırlar. Ancak yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi vakıa bu şekilde cereyan etmemektedir. Ya da kimileri bu müdahaleyi görememektedirler. Bu soru(n)ları teizm sınırları içinde kalarak cevaplamamız ve öğrencileri ikna etmemiz mümkün olamamaktadır. Çocuklarımız ateist, deist ve tTeistlerin arasında bocalayıp durmaktadırlar.

    Ya ne yapmalıyız?
    Sekizinci Sınıfların ‘Kader’ ünitesinin sonunda işlediğimiz ve öğrencilerin neredeyse bıkacak kadar ezberlediği bir kavram var. ‘Tevekkül’
    Tevekkül kavramını işlerken, genelde tevekkülün ne olmadığını, nasıl anlaşılmaması gerektiğini söyleriz. ‘Hiçbir şey yapmadan dua edip, Allah’ın yardımının geleceğine güvenmek’i yanlış bir tevekkül anlayışına örnek olarak gösterip, Mehmet Akif Ersoy’un, ‘Dua ve Tevekkül’ ile ilgili olarak ümmete yönelttiği eleştiri mısralarını okuruz. Ve şöyle deriz: “Önce adım at. Sonra Allah’a tevekkül et”
    Peki, nasıl adım atacağım?
    ‘İki hidrojen bir oksijeni birleştireceğim. Allah Sünnetullah/ Allah’ın yasalarının onu su yapacağına güveneceğim’ Ya da ‘İyi beslenirsem, spor yaparsam, kendime bakarsam…vs sağlıklı olacağıma güveneceğim.’
    Buradan, aslında İslam’ın ve Kur’an’ın Allah anlayışı ve Allah’ın evrene müdahale biçimi ile ilgili çok şeye kapı açılır.

    Hepimiz biliyoruz ki, Allah’ın bir şeye ol demesi ile olması bir süreç işidir. O süreçlerin bir kısmı Allah’ın külli irade alanına girdiği gibi, bir kısmı da insanın cüz’i irade alanına girer. İnsanın irade alanına giren konularda insan doğru karar vermedikçe, Allah’ın Sünnetullah’ının olumlu anlamda tecelli etmesi mümkün değildir.
    Misal: “İki hidrojen bulamadım, bir hidrojen ve bir oksijeni bir araya getirdim. Allah’ım bunu su yap” diyerek sittin sene tevekkül edersek o su olmayacaktır.

    Hz. Musa, Allah’tan kavmi için su istiyor. Allah Hz. Musa’ya cevap veriyor: “Asa’nla taşa vur” ondan on iki çeşme fışkırdı. (Bakara: 60) Allah’ın dilinde bu olay: “Biz İsrailoğullarına su verdik” ‘Biz’ diyerek kast ettiği şey ile ilgili çeşitli yorumlar yapılabilir.
    Kanımca Biz: Hz. Musa’nın iradesi ve Sünnetullah’ın birlikteliğidir.
    Kur’an’ın ifadesi ile Hz. Musa Allah’a yardım etmiştir. (Muhammed:7) Ve yine Kur’an’ın ifadesi ile, ‘Attığında sen atmadın. Allah attı’ (Enfal:17)
    Hz. Musa’nın asası bizde yok. Ama bizde de başka bir asalar var. Dayandığımız/ yaslandığımız, davarlarımıza yaprak düşürdüğümüz ve birçok marifeti olan asalarımız… O asalarımızla taşlara vuracağız. Asamızı Allah’la birlikte tutacağız. Etkisini O halk edecektir. Ama elimizdeki asamızla taşa vurmadıkça suya kavuşamayacağız.

    Yukarıdaki örnek soru(n)ların cevabı/ çözümü nedir?
    1.  Kasas Süresi 5. Ayet Allah’ın zayıf bırakılmışlarla ilgili iradesinden bahsediyor. Bu iradesinin gerçekleşebilmesi için insanlardan/ zayıflardan ‘yardımcılar’ istiyor. O yardımcılar cesur ve doğru kararlar ve adımlar atacak ki Allah’ın iradesi (yardımı) gerçekleşsin. “Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabitler…” (Muhammed: 7)

Hz. Musa’nın, Allah’a, ‘İsrailoğullarının ağlayışlarını neden duymadığına dair serzenişi’ karşısında, Allah Hz. Musa’ya ‘Seni Firavun’a gönderiyorum. Ben de seninleyim, işitiyorum ve görüyorum’ cevabından sonra, Hz. Musa bilinene göre 12 yıl Firavun’a karşı mücadele etmiş ve İsrailoğulları’nı Mısır’daki esaretten kurtarmıştır. Bu olay Allah’ın dilinden şöyle ifade edilir: “Biz İsrailoğullarını Firavun’dan kurtardık” (Duhan:30-31) Buradaki ‘Biz’ ile insanın (Hz. Musa ve İsrailoğullarının) iradesinin ve Allah’ın iradesinin kast edildiğini düşünüyorum.

Allah, Hz. Musa ve İsrailoğullarının iradelerine ve adımlarına gerek duymadan da Firavun ve avanesinin canını alıp, yerin dibine batırabilirdi. Ancak Allah insanın iradesini yok sayıp vesayet etmek istemiyor. Böyle yapsaydı, insan hiçbir şey öğrenemez, hiçbir sorununu çözemezdi. Ve irade sahibi olmasının bir anlamı olmazdı. Oysaki Allah, İnsanı arzda yetkili ve sorumlu (Halife. Bakara:30) kılmış, her şeyi ona emanet etmiştir. O’nun müdahalesi insan iradesine rağmen değil, insan iradesi ile birliktedir.

2.  Arkadaşımın kızının sorusu da bu çerçevede çözülür. Allah duaları gerçekleştirmez. Allah dualara cevap verir. (Bakara: 186) Ve insana dua ile ulaşmak istediği amaca götürecek yolu gösterir. İnsan da Allah’ın gösterdiği yolda doğru adım attığında (Fiili dua) hedefine ulaşacaktır. Dua Allah’a ‘Rabbim, benim için çalış’ demek değildir. ‘Rabbim, birlikte çalışalım’ demektir. Bahçeli bir ev sahibi olmanın yolları vardır. Bu isteğe/ dileğe süreç içinde atılacak adımlarla (Fiili Dua) varılabilir.

  1. Furkan süresinin (77) ayetinin genelde doğru çevrilmediğini düşünüyorum. “Duanız olmasa Rabbim sizi ne yapsın’ şeklinde değil, “Duanız olmasa Rabbim sizinle neden ilgilensin?” (Bkz. El Müfredat, Ragıb İsfahani, ilgili ilgili fiil) şeklinde anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Yukarıdaki örneklerde de anlatmaya çalıştığım gibi, duanız ile sadece Allah’tan bir yol gösterici cevap (Karşı Çağrı. Bakara: 186) alırsınız.
    Bu cevabı/ çağrıyı nasıl duyacaksınız/ göreceksiniz? (Şura:51)
    Allah bir beşer ile üç yolla konuşur.
    1. İç ses ile (Vahy) 2. Perde gerisinden. Yaşadığımız ve yaşanan olaylar üzerinden Allah bizimle konuşur. Bu gerçek halk arasında ‘Allah bana gösterdi’ şeklinde ifade edilir. 3. Bir elçi gönderir ve vahyedilmesi gerekenleri vahyeder. Bu gerçek halk arasında, “Seni Allah gönderdi, seni Allah konuşturdu’ şeklinde dillendirilir. Özetle, iç sesimizi dinlersek, olaylardan ders çıkarırsak ve insanların tavsiyelerini dinlersek Allah’ın bize cevabını öğrenmiş oluruz.

    4. Allah’ın, haksızlık ve kötülüklere müdahale etmediğine gelince, Allah bu görevi insana yüklemiştir. Yeryüzündeki kötülükleri ve haksızlıkları önlemek, yok etmek için savaşım vermek (cihad) insanın irade alanına girer ve onun görevidir. “Tek başına bir insan yeryüzündeki haksızlık ve zulümleri nasıl yok edebilir ki?” diye sordu bir öğrencim.
    Tek başına bir insan yeryüzündeki tüm haksızlıkları ve zulümleri ortadan kaldırma gücüne sahip değildir. Ama bu konuda Peygamberleri örnek alarak, başka insanların iradelerini de etkileyip/ birlikte çalışarak savaşım vermekle mükelleftir. Bu uğurda iradesini cesaretle ortaya koyan insanlar, Allah ile birlikte çalışmaya niyet edebilmiş (Ensarullah) insanlardır (Al-i İmran: 52) Allah’ın, ‘Biz’ dediğinin bir tarafı olmayı göze almışlar ve Onların attıkları artık Allah’ın attığı olmuştur.

    Yukarıda bahsi geçen soru(n)lara verdiğimiz cevaplar daha çok ‘Süreç Teizmi’ ya da ‘Panenteizm’ olarak bilinen tanrı tasavvuruna tekabül ediyor.
    Teistler, insanın iradesini etkisizleştirirken, her şeyi Allah’ın mutlak iradesi ile yaptığına inanırken,
    deistler, Allah’ın her şeyden elini eteğini çekip, hiçbir şeye müdahale etmediğine, iradesinin sınırsız olduğuna ve insanı yalnız bıraktığına inanırlar.
    panenteistler ise Allah’ın, evrene insan iradesi üzerinden müdahale ettiğine, insan ile birlikte çalıştığına, insanı ve evreni yalnız bırakmadığına inanırlar. Allah’ın evrene ve insan hayatına müdahale etmesinin insana rağmen değil, insan ile birlikte olduğuna inanırlar.
    Bu inanış, hem İslam inancına hem de Kur’an’ın söylemine daha uygundur. Hem de ateist ve deistlerin soru(n)larına mantıklı cevaplar vermektedir.
    Hem de kimi Müslümanların deizm ve teizm arasında bocalamaktan kurtaran ara bir tanrı anlayışıdır. Çünkü, kimi Müslümanlara göre, Kur’an, yer yer ‘Allah’ın sünnetinde değiştirme, dönüştürme yapmayacağını söylerken deizme kapı aralarken, Müslümanların çoğunluğuna göre ise, bazı ayetlerde de her şeye mutlak iradesi ile müdahale ettiğini söylerken teizme kapı aralıyor.

    Öğrencilerime soruyorum:
    Ciddi bir sorununuz var. Kendi başınıza çözemiyorsunuz. Annenize, babanıza açılıyorsunuz. Onlar size nasıl cevap veriyorlar?
    A. Canını sıkma yavrum, biz her şeyi hallederiz. Sen bize söyle, çözelim. Anne -baba ne gün için lazım… Sen bize güven. Biz hallederiz.
    B. Bize ne senin sorunundan. Kendin çöz. Eşşek kadar adam oldun. Biz seni dünyaya getirdik. İhtiyaçlarını karşıladık. Artık sana karışmıyoruz. Bizden yardım bekleme.
    C. Birlikte çözelim. Önce sen atabileceğin adımları at. Biz de atabileceğin adımları sana söyleyeceğiz. Göreceksin, adım attıkça güçlenecek, çözüme hızla yaklaşacaksın. Birlikte çalışırsak çözemeyeceğimiz sorun yoktur.

    Çocuklar, genellikle biraz da muziplik olsun diye 1. tür ebeveyni tercih ettiklerini söyleseler de, ilave sorum (Evet, anne babanız tüm sorunlarınızı çözecek, tüm kararlarınızı onlar verecek. Bunu ister misiniz?) ile 3. tür ebeveynin daha makul cevap verdiğini kabul ediyorlar.
    Biz Sorunlarımızı çözen, ama kararlarımıza müdahale etmeyen bir Allah istiyoruz. Bize kul olan bir tanrı istiyoruz. Bir yandan Allah’ın bizim çağrılarımızı gerçekleştirmesini beklerken, bir yandan da bize karışmamasını istiyoruz. (Oportünist dindarlık)
    Bu zihniyetimiz dolayısıyla da kanımca deizmin bu toplumda hiçbir şansı yoktur. Beş cümlesinden biri dua cümlesi veya Allah’lı bir kelime olan bir toplumuz. Bir işimize yaramayan, işimizi görmeyen, bize kıyak yapmayan bir tanrıya inanacak bir göz yoktur bizde. Tanrı ile tüm ilişkisi sadece ‘Dua’ düzeyinde olan inançlılar çoğunluktadır.

    Ezcümle,
    Öğrencilerimize İslam’ın Allah anlayışını teizm ile sınırlandırmadan, Kur’an’ın, ‘İnsanla birlikte çalışan, İnsan iradesi üzerinden evrene müdahale eden, İnsan ile ‘Biz’ olan, İnsan iradesine vesayet etmeyen, sıcak bir dost (Halil) olan dinamik ve Rahman bir Allah anlayışına hem biz muhtacız. Hem de çocuklarımız muhtaçtır.

    Sürçü lisan ettikse affola.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir