Eğitimin Vizyonu, Vizyonun Eğitimi!

Bugünlerde ülkemizde pek çok ortamda, 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi tartışılıyor. Eğitimin ülke gündemine bu kadar taşınması bile önemli bir gelişme diye düşünmek iyi geliyor.  Öte yandan ben bu tartışmalara başlıkta sorduğum soruyla bakmak istiyorum.

Öncelikle hiç de kolay olmayan bir dönemde Milli Eğitim Bakanlığı görevine getirilen Prof. Dr. Ziya Selçuk’a başarılar dilerim. Ülkemizin çocukları için iyi işler beklemek, hepimizin hakkı diye düşünüyorum. Prof. Dr. Selçuk, göreve geldiği ilk günlerde, 3 yıllık bir eylem planı açıklayacağını söyleyerek aslında bir şekilde kendisini süreyle bağlarken, kamuoyunda da her geçen gün büyüyen bir beklentinin oluşmasına neden oldu. Belki de bu beklentilerin büyümesi nedeniyle herkes konuya kendi gözlükleriyle bakarak vizyon belgesini tartışıyor.

Benim açımdan en önemli soru, bu yazının başlığındaki soru aslında… Bu üç yıllık yol haritası, yaklaşık 16 yıldır yönetim erkini elinde bulunduran siyasi yapının bugüne kadar ortaya koyduğu eğitim vizyonun parçası mı olacak? Yoksa bugüne kadar ülkemizde hem eğitimcilere, hem velilere, hem de öğrencilere dokunmuş nadir bilim insanlarından biri olan “eğitim dünyamızın Ziya Hocası”nın vizyonunu mu yansıtacak? Bu açıdan baktığımda, vizyon toplantısı ve sonrasında paylaşılan her şey, bana Ziya Hoca’nın vizyonunu gösteriyor. Benim anladığım ve yorumladığım kadarıyla Ziya Hocamız, eğitimi ulusal bir mesele olarak gördüğü için, bunu her kesimin vizyonu haline getirmek üzere yoğun bir çaba içinde… Bu nedenle vizyon toplantısından somut eylem adımları ve hatta tarihlerle plan bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar.

Bu vizyon toplantısının ve açıklanan belgenin bana göre iki önemli ve değerli yönü var ki bu noktaları unutmamak gerekir:

  • İlk kez icracı makamdaki bir kişi, kendisini süreyle bağlayan ortak bir yol haritası paylaşıyor.
  • Bu durum, kamuoyu açısından bir hesap verebilirlik aracı olarak çok değerli. Her kesimin zaman içinde bu konuda sorgulama hakkı açıkça teşvik edilmiş oldu.

Belgenin içeriğine gelince… Giriş bölümünde felsefe olarak insanı odağına alan politikalar ve kararlar alınacağının sözü veriliyor ki bu durum bence öğrenci ve öğretmenler başta olmak üzere, ebeveynleri de kapsayan eğitim sisteminin tüm paydaşlarının daha fazla empati ve anlaşılma beklemesini kaçınılmaz hale getiriyor. Bu noktada bence her seviyeden MEB çalışanına çok fazla iş düşüyor. Geleneksel devlet memuru yaklaşımının dışında bir felsefe benimsemeleri gerekecek. Bu durumun elbette kolay olmayacağı açık ancak en azından kilit noktaların bu bakış açısına sahip kişilerce dolu olması dönüşümü tetikleyebilir. Program ve içerikler konusunda vurgu ise içerikten daha çok uygulama ve organizasyona yöneliyor. Bu bize, ne anlattığın değil nasıl anlattığın önemli sözünü çağrıştırıyor. Öyle ki ilkokul sınıflarından başlayarak daha çok beceri geliştirmeye odaklanacak ve bireyin özünü oluşturan sosyal ve duygusal alanların gelişimini ıskalamayacağız sözünü veriyor. Bu noktada fiziksel olarak her okulda tasarım beceri atölyeleri olacağı belirtiliyor ve elbette bu atölyelerin işlevsel hale gelebilmesi için sonraki bölümlerde öğretmenlerin de yan alan becerilerinin artırılacağına vurgu yapılıyor. Organizasyonel anlamda ders çizelgelerinin yakın zamanda değişeceği söylenirken, değişimlerin belirli pilot uygulamalarla yapılacağının da satır aralarında dile getirilmesi önemli bir ayrıntı… Burada sözü edilen değişimlerin hemen değil, zaman içinde gerçekleştirileceği anlaşılıyor. Bu nedenle de Ziya Hoca konuşmasında sıklıkla zaman vurgusu yaptı. Beklentileri bu şekilde oluşturmak ve yönetmek gerekir diye düşünüyorum.

En çok önemsediğim alanlardan biri de eğitim sistemimizde yıllardır üzerinde çok söz söylediğimiz veri temelli karar alma, yönetme sorunu çözülecek gibi görünüyor. Vizyon belgesinde iki temel noktada veri vurgusu yapılıyor. Özellikle büyük veri analizi çalışmalarının yapılacağı taahhüt edilirken, ölçme ve değerlendirme araçlarının da güncel veri analizi yöntemleriyle çeşitlendirilerek bakış açısı değişikliği olacağının sözü veriliyor. Bence bu konu, vizyon belgesinin felsefesinde bulunan, yerelden güç alan ve evrensel bir eğitim modeli önerisi getirebilmek için en önemli yatırım olacaktır. Yıllardır MEB tarafından toplanmış olan muhteşem bir veri var ve ne yazıktır ki bu verinin bugüne kadar analiz edildiğini hiç duymadığımız gibi, bizim gibi dışarıdan araştırmacılara da açılmadığına tanıklık ettik. Şimdi bu büyük veri kaynağının ArGe temeli ve karar verme süreçleri için analiz edilerek kullanılacağını duymak beni gerçekten heyecanlandırdı ve umutlandırdı.

Gelelim öğretmenler hakkındaki meseleye. Bence buradaki en önemli vurgu, öğretmenlerin sürekli mesleki gelişimlerine çok yatırım yapılacağı vurgusudur. Öyle ki neredeyse ihtiyacının %90`ını atamış olan devlet, artık bu öğretmenlerin mesleki yeterliliklerini sürekli artırmak için çalışmayı odağına almalıdır. Bu kapsamda, yine önemli bir vurgu da mesleki gelişim çalışmalarının yöntemsel olarak farklılaşacağı ve veriminin artacağına yapılıyor. Aynı zamanda, dünyada olduğu gibi ülkemizde de öğretmenlerin akademik olarak yüksek lisansa doğru taşıyacağının sözü veriliyor. Bu değişim sözünün önemi gerçekten çok büyük ve en az o kadar da zor. Çünkü değişime değil dönüşüme ihtiyaç var. Bu dönüşümün başlaması, öğretmen yetiştirme süreci ve bu süreçte yer alan akademisyen profilinin değişmesi anlamına geliyor. Mesleki gelişim çalışmalarının veri temelli değerlendirilmesinin de yapılacağını da varsayınca, heyecanım daha da artıyor. Umarım bu yolculuk kazasız ilerler…

Burada daha ayrıntılı görüş paylaşamadığım alanlar da var. Orta öğretimin yapısı ve organizasyonu, okulların finansmanı, okul müdürlerinin atama ve yetiştirilmesi, ebeveynlerin süreçlerde rol ve katkıları, sınav sistemleri gibi alanlarda da belgenin önemli taahhütler içerdiğini söyleyebilirim. Ancak bu konuyu daha uzun bir değerlendirme yazısına bırakmak daha doğru olacak.

Sonuç olarak, 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin eğitim sistemimiz açısından hemen hemen her alanda pek çoğumuzun yıllar içinde paylaştığı ve üzerinde yazıp çizdiği alanlara vurgu yapan tespitler getirmesi sebebiyle, “yeni bir şey değil” diye eleştiriler getirilse de bu tespitlerin çözülmesinin bir eylem vizyonu kapsamında ele alınması oldukça önemli. Elbette ki bu kadar kapsamlı bir dönüşüm vizyonunun eylem adımlarının paylaşılması hemen mümkün olmayacaktır. Ayrıca bu tip vizyon belgelerinin de konusu bu değildir. Bu nedenle açıklanan yol haritasının eğitim sisteminin tüm paydaşlarını aynı yolda tutacak ve hesap verebilirliği sağlayacak çok önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımız için daha güzel ve aydınlık bir dünya hayaliyle, pek çok kişi ve kurumun katkısı bulunduğunu düşündüğüm bu belgenin hayata geçmesi için takipçi ve destekçi olmalıyız diyorum.

kkarli@yenilikciogrenme.k12.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir