“Davası olmayan, öğretmenlik yapamaz”

“Yeniden dünyaya gelecek olsam, yine öğretmen olmayı tercih ederim” sözlerini eğitime dair ortamlarda gururla dile getiren Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Saim Kılavuz ile eğitimciliğe ömür adamayı konuştuk: “Öğretmen toplum önderidir, eskilerin tabiriyle mürşittir. Öğretmenlik bir dava mesleğidir, dert mesleğidir, davası derdi olmayan sadece para pul için öğretmenlik yapıyor demektir. Bundan da ne kendisi haz duyar ne etrafına katkısı olur. Ben her zaman dile getiriyorum, eğer dünyaya bir daha gelecek olsam öğretmenlik mesleğini icra etmek üzere gelirim.”

 

Canan GÜLEÇ

 

İyi öğretmen kime denilebilir ve eğitim fakültelerimizde iyi öğretmen adaylarını yetiştirmek için neler yapmalıyız?

İyi kelimesini değerlendirecek olursak iyinin bir etik boyutu var, etik ve estetik boyutu. İyi hem estetik anlamda güzeli hem de ahlaki anlamda doğru, aşırılıktan uzak, dengeli bir yaşam tarzını ifade eder. İyi öğretmen önce iyi eğitimden geçmiş olmalıdır. Buradan kastım sadece 4 yıllık eğitimden geçmek, lisansüstü eğitim tamamlamak değil. Çocukluktan itibaren, aileden, yakın çevreden, okuldan iyi bir eğitim alması icap ediyor. Bu eğitimin içerisindeki öğrenme faaliyeti günümüzde çeşitli yollarla temin edilebiliyor, önemli olan bunu uygulamaya dökebilmektir. Bunu başaran kimse iyi insan, iyi öğretmen ya da yaptığı başka bir işin iyisi olur.

 

Öğretmenlik kutsal bir meslek midir? Eğitim fakültesi diploması ya da formasyon belgesi almak bu mesleği yapacak yeti kazandırmaz mı?

Öğretmen toplum önderidir, eskilerin tabiriyle mürşittir. Öğretmenlik mesleğinin kutsallığından yüceliğinden söz ederken, (elbette yaradanımızın herhangi bir meslekle ilişkilendirilmesi söz konusu değil, o her türlü eksiklikten uzak yüce bir varlıktır) Adem aleyhisselama varlıkları ve adlarını öğretmesinden dolayı ilk öğretmenimiz Allah’tır. O halde öğretmenlikte bir kutsiyet var çünkü Allah’ın öğreticiliğinden pay almış durumdayız. Sonra peygamberler iyi öğreticilerdir, peygamberimiz de öyledir. Rol modeldirler, Kur’an’ın tabiriyle üsve-i hasenedir. Böyle kutsal bir mesleğin takipçileri olarak bizler de hem eskilerin tabiriyle ilmiyle amil veya günümüz ifadesiyle söylersek düşüncesini fikrini davranışa dökebilen, düşünce davranış bütünlüğünü sağlayabilendir. Bence öğretmenlikte esas olan bilgiyi hayata geçirebilmektir. Kendi hayatına, öğrencisinin hayatına, velisinin hayatına yansıtabilmek, yol gösterici olmak, insanın ve toplumun tıkandığı noktada rehberlik etmektir. Bunun olabilmesi için sürekli öğrenciyle iç içe olmak, öğrencinin derdini dinleyip çözüm bulmak gerekir. Öğretmenlik bir dava mesleğidir, dert mesleğidir, davası derdi olmayan sadece para pul için öğretmenlik yapıyor demektir. Bundan da ne kendisi haz duyar ne etrafına katkısı olur. Ben her zaman dile getiriyorum, eğer dünyaya bir daha gelecek olsam öğretmenlik mesleğini icra etmek üzere gelirim. Eski öğrencilerim geliyor, çok ileri yaşlardalar artık, halen derste anlattığım söylediğim bilgiyi hatırlatıyor. Onlar için bir işaret fişeği yakabilmişiz.

“YETER Kİ DEĞERLERİMİZE DÖNELİM”

İyi eğitim modeli için son yıllarda farklı ülkelere bakan, örnek alan bir yapıya evrilmeye başladık. Sizce doğru olan yaklaşımı nasıl buluruz?

Öğretmenlik terkedilmeyecek hasletleri bulunan ve bir o kadar da sorumluluğu bulunan bir meslek. Bu sorumluluğumuzun ne kadar idrakinde olursak, davranışıyla bütünlük arz eden bir öğretmen profilinin Türkiye’nin geleceğinde önemli işler yapacağı, onların yetiştirdiği gençlerin kendisinden sonra gelenleri hem ahlaki açıdan, hem bilimsel hem kültürel açıdan yetiştireceğine inanıyorum. Çünkü bu potansiyel bizde var, bizim geleneğimizde var, geleceğe sadece aksettiriyoruz, yansıtıyoruz. Yeter ki değerlerimize dönelim. Modern dünyanın kapitalistçe örselediği değerlerimizi yeniden kazandığımız takdirde bildiklerimizi davranışa döktüğümüz takdirde daha başarılı bir kuşak yetiştirilecektir. Herkes söylüyor şu iyidir, doğrudur, güzeldir, bilimseldir diye ama o bilimsel olanı uygulamıyor, bilimsel olanı hayatının bir davranışı haline getiremiyor, eski öğretmenlerin bu denli başarılı olmalarında ben bildiklerini uygulamaya koymalarının etkili olduğunu düşünüyorum.

“TOPLUM İYİ OLURSA ÖĞRETMEN İYİ OLUR”

Öğretmenliğin iyi uygulanmasına vurgu yapmaktasınız, ancak öğretmenler de idareciler ya da veliler tarafından müdahale olduğu için uygulamada sıkıntı yaşadıklarını dile getirmekte…

Benim bahsettiğim öğretmen profili, ideal öğretmen profilidir. Hayatta nasıl bir bozulma varsa, öğretmen profilinde de dejanarasyon yaşandıysa bu toplumun dejenerasyonu sonucudur. Toplum iyi olursa öğretmen iyi olur. Toplum iyi olursa öğrencisi iyi olur. Toplum iyi olursa mühendisi iyi olur. Bunlar birbirini tetikleyen unsurlardır. Tersinden okuyacak olursak eğer iyi öğretmen iyi öğrencilerin ve iyi toplumun ortaya çıkmasına da sebep olur. Bunu bir kısır döndü olarak değil zayıftan kuvvetliye güçlüye doğru, davranışta eksikleri bulunan insandan kemal merdivenlerini tırmanan insana doğru gittiğini görelim. Biz bir adım fikren zihnen yücelttiğimizde bu çevremizdeki insanları da dönüştürecektir, o dönüşümle bir adım daha ileriye gitmek isteriz. Bu birbirini destekleyen, insanı kamil mertebesine çıkmak için birbirini ilerleten bir aşamadır. Bir toplum çok iyi ama öğretmenleri kötü, ben bunu düşünemiyorum. Toplumu yetiştirecek olan öğretmenler kendilerini iyi yetiştirmiş ve donatmışsa, toplum değişecek ve dönüşecektir. Elbette bazı sıkıntılar yaşanacak, bu kısır döngüyü normal döngü haline getireceksek biraz sabırlı olmamız icap eder, onun için yeni mezun genç nesil arkadaşlarıma ısrarla sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum. Sabır ile koruk helva olur derler.

 

Sizin de mesleğinizde karşılaştığınız böylesi olumsuzluklar oldu mu?

Öğretmenlik hayatımızda örneklerini tabii ki görüyoruz, mesleğimizin ilk yıllarında hepimizin öğretmen öğrenci ilişkilerinde yaşadığı bazı menfilikler olmuştur, ama sabır gösterebildiğimiz takdirde hepsi aşılıyor. Mesela ben 23-24 yaşında bir öğretmen olarak göreve başladım, daha sonra da yüksek lisans eğitimi sırasında derslere giriyordum. Yaşıtım olan yüksek öğrenim öğrencileri vardı, bir kısmı sınamak için soru sorar, bir kısmı ters köşeye yatırmak için soru sorar, bazısı kopya çeker müdahalenize karşı gelir ama eğer duruşunuzda kararlı olursanız mezuniyetten sonra gelip özür dileyen öğrencileriniz olacaktır. Doğru bilginizi uygulamak ve kararlılık göstermek gerekir. Beni etkileyen bir film var, “Sevgili Öğretmenim”…  Harlemde siyahiler içerisinde yeni tayin edilmiş genç bir öğretmen, mafyanın etkin olduğu bir bölge, öğretmeni bezdirmek için her şeyi yapıyorlar. Ben o filmi 2 defa izledim ve ikisinde de gözlerimden yaşlar aktı. Orada öğretmenliğin sabrını gördüm, pes etmiyor ve sonunda Harlem sokaklarındaki huysuz yaramaz aymaz çocukları tabiri caizse toplumun örnek insanları haline getiriyor. Bizim biraz bu inanca ihtiyacımız var. Kendimizden yüksek seviyedeki ülkelerin eğitim sistemlerine gıpta ediyoruz, neden böyle olmuyoruz diye hayıflanıyoruz. Ama biraz da bizden gerideki ülkelere bakalım, geldiğimiz yola bir dönüp bakalım, bugün ülkemiz SİHA üretiyorsa, güdümlü füzeler üretiyorsa, bunu yapanlar bizim çocuklarımız. Bu toplumda yetişen öğretmenlerin yetiştirdiği çocuklar. Bunu görerek hareket etmemiz lazım, eksiklerimizi görerek onları giderme noktasında çaba sarf etmemiz lazım. Ben genç kardeşlerime önlerindeki hayatın çok çileli meşakkatli olacağını söylüyorum ama arzu ederlerse çok güzel başarı hikayeleri yazabilirler.

 

 

“HERŞEYİ BİLDİĞİNİ DÜŞÜNMEK, BİLİMSEL KÖRLÜĞE SEBEP OLUR”

Öğretmenlerin öğrenim sürecinden bahsedelim, öğretmen öğrenme sürecine nasıl devam etmeli? Yüksek lisans eğitimi ve meslek içi eğitimlere dair düşünceniz nedir?

Esasında, peygamberimizin dediği gibi beşikten mezara kadar ilmi ve bilgiyi talep etmeliyiz. Bu bir emir. Hayat zaten sürekli öğrenme çabasıdır. Biz öğrenmeye anne karnında başlıyoruz. Öğrenme mezara kadar sürüyor. Eğitim Bilimleri Fakültemizde Yaşam Boyu Öğrenme diye bir anabilim dalımız var. Bu işin örgün yolundan bahsediyorsak lisans eğitimi tamamlandıktan sonra tezli ve tezsiz yüksek lisans eğitimlerimiz var. Yüksek lisans, lisans üzerine bir tuğla koyuyor, onun üzerine doktora bir başka tuğla koyuyor. Sonra siz öğretmen adaylarına bilginizi aktarıyorsunuz o bir tuğla daha koyuyor. Öğretmenlik hayatındaki her bir aşama ve deneyim öğrenme aşamasıdır. Ben emekliliğim yaklaşmışken halen bir şeyleri soruyorum, öğreniyorum. O bakımdan arkadaşlarımızın ben lisansı bitirdim yeterlidir demelerini çok yanlış buluyorum. İnsan ilim kademelerinde yükseldikçe dünyayı bilemediğinin daha çok farkına varır. Erken evrede her şeyi bildiğini yetkin olduğunu düşünmek de insanda bilimsel körlüğe sebep olur. O bakımdan nasıl bakarsak bakalım gençlerimizin bir şekilde yüksek lisans yapmalarında fayda görüyorum.

BEYİN GÖÇÜNÜ TERSİNE DÖNDÜRDÜK

Üniversitede yabancı ülkelerden gelen öğrencilerimiz var, ülkelerine döndüklerinde de ciddi kademelerde görev alabiliyorlar. Bu gençlerin Bursa Uludağ Üniversitesini seçme nedeni nedir?

Bizde 7 bini aşkın 130 ülkeden gelen, öğrenci var. Dolayısıyla bu öğrencilere hizmet ederken biz şunu hedefliyoruz; bu çocuklar ülkelerine döndüklerinde 20 yıl sonra Türkiye sevdalısı öğretmen, doktor, mühendis, iş adamı olacak. 25 yıl sonraki Birleşmiş Milletler profilinin çok değişeceğini düşünüyor ve umut ediyorum. Yoksa para kazanmak için böyle bir sorumluluğun çabanın altına girilmez. Şuan yabancı uyruklu bir öğrencinin üniversitemize katkısı yıllık ortalama 1500 lira. Tıp fakültesinde bu rakam gelecek yıl 7 bin lira olacak ama 800 liraya okunan bölümlerimiz de var. Bu rakama bu hizmet, sadece ekonomik kazanç hedefliyorsanız görülmez. Hattı zatında öğrencisine masraf olarak 10-12 bin lira harcarken 1500 lira almak bir kazanç değildir. Ama biz ülkemizin geleceği için bu ilişkileri önemsiyoruz. Ayrıca yabancı uyruklu öğrencilerin içerisinde öyle beyinler var ki; bizim batıya verdiğimiz beyin göçünü tersine çevirmiş durumdayız. Bu yıl fizik bölümünden mezun olacak bir öğrencimiz var 3,40 üzerinde bir ortalama ile birincilikle ki bu bölümü 4 yılda bitiren öğrenci bulmak zordur.  Bu çocuğumuz Yemenli. Nijerli bir çocuk çift dal yapıyor, Saraybosnalı bir kızımız mimarlığı dereceyle bitirdi. Bizde makine mühendisliği bitirmiş Gabonlu bir çocuğumuz rüzgar tribünleri yapan büyük bir firmada çalışıyor. Bir de ülkelerine dönüp de bizden aldıklarını aktardıklarında orada Anadolu tarzı bir gelişme görülecektir. Mesela İslam ülkeleri neden demokratikleşemiyor? Biz İslam ülkelerinden gelen çocuklara demokrasi bilincini aşılar, ülkemizdeki demokrasi deneyimimizi kendi ülkelerine yansıtmalarını sağlayabilirsek 20-25 yıl içerisinde  bu dönüşüm kendiliğinden olacak. İslam ülkelerindeki despotik rejimler yavaş yavaş demokrasiye evrilme sürecine girecek. Ülkelerine sanayiden sosyal bilimlere dini hayata kadar Türkiye modelini taşıyacaklar. Geçen sene 16 ülkede 26 merkezde sınav yaptık, bu sene 26 ülkede 40’tan fazla merkezde sınav yapacağız. İnternet aracılığıyla bize ulaşıyorlar. Biz bu çocuklara bize emanet diye bakıyoruz, Türkiye sevdalısı olacak kişiler olarak görüp dert ediniyoruz. Bu çocukları keyfiyet ve kalite anlamında biraz daha rahat ettirdiğimizde hem manevi anlamda hem de 20 yıl sonra ekonomik anlamda bir karşılığı gelecek diye düşünüyorum.

 

“Öğrenci dostu üniversite” sloganını duyurdunuz, bu kavramın gerekleri nelerdi ve öğrenci tercihine etkileri nasıl oldu?

Bursa’nın başarılı öğrencilerinin İstanbul’a gittiğini biliyoruz. Ama tanıtım faaliyetlerine ağırlık vererek, öğrenci dostu üniversite sloganı ve bu sloganın gereğini yerine getirerek Bursalı çocuklarımızı Bursa’da okutma çabasındayız. Yaz okullarının açılması, mezuniyet törenlerine sınavlarından geçememiş dahi olsa tüm son sınıf öğrencilerin katılması, bütünleme tarihlerinin erken tarihe çekilmesi öğrenciler tarafından tercih edilmemizi arttıran uygulamalar oldu. Kamuoyunda öyle bir hava oluştu ki Bursa Uludağ Üniversitesine yerleştirilen öğrencilerin kayıt yaptırma oranı ortalama yüzde 98,4 oldu. Ön lisans bölümlerinde Anadolu ve İstanbul’daki üniversitelerden çok daha yüksek orandayız. Şimdi hedefimiz başka illerden başarılı öğrenciler için Bursa’yı cazip hale getirebilmek. Başarılı öğrenci hocayı daha başarılı olmaya zorlar ve kaliteyi de arttırır.

 

Bursa Uludağ Üniversitesinin günümüzde akademik başarısını artırmak nasıl mümkün olacaktır?

Bunun için akademik çalışmayı yapacak kişinin zihninin berrak olması, parlak olması, problemli olmaması icap eder. Huzur ve güven içinde olmaları gerekiyor. Bunun için de akademik yükselmelerinde özlük hakkı ve kul hakkı olarak gördüğüm kadrolarını verdiğiniz takdirde buraya aidiyet duygusu gelişir. Biz göreve geldiğimizde bir anket yaptık,  idari personel, akademik personel, yüksel lisans ve doktora öğrencilerinin katıldığı. 6 ay sonra anketi tekrarladık, akademik personelde 4-5, öğrencilerde 7-8 puanlık artış görüldü. Ortalamasına bakınca memnuniyet yükselmesi var. Kadroların dağıtılmasında ehliyet liyakat kriterleri çıkardık, bu bizim anayasamız oldu ve başvurular aldık, kazananlar ve kaybedenleri nedenleriyle yazdık ve dekanlarından ulaşıp bakabildiler. Bu şeffaflık güveni sağladı. Eğer hocanızın kafasında endişe olmazsa akademik ve bilimsel çalışmaya yönelir. Bu yıldan itibaren başarımız artmaya başlayacak. Önümüzdeki yıllardan itibaren gelişme kaydedeceğimiz kanaatindeyim. Araştırma üniversiteleri içinde 5 aday üniversiteden biriyiz, bizden iyi 11 araştırma üniversitemiz var. Şunu söylemeliyim, üniversite sanayi işbirliği adını verdiğimiz 2244 TÜBİTAK yüksek lisans programında asıl ve aday araştırma üniversitelerine baktığımızda 2018 çağrısına göre tüm üniversiteler 2019’da geriye düşmüş, sadece biz ortalamanın üzerine çıktık. Bu bir gelişmedir ve çok çalışkan hocalarımız var, sanayiye gittiler, proje ürettiler. 100/2000 doktora programı var, YÖK’ün önemli hamlelerinden biridir, Türkiye’nin ihtiyacı olan 100 önemli alanda 2000 doktora öğrencisi yetiştirilmesine dair bir programdı. Bu sayı 4200’e yükseltildi ve 6. çağrıya çıktı. Bizden 5 alanda kontenjan talep ettiler. Ege Üniversitesi ile biz 1. ve 2. arasında gidip geliyoruz. 193 öğrencimizle biz şimdi 1.’yiz. Üniversitemizin potansiyeli var, yeter ki hocalarımızın kafası rahat olsun.

 

Üniversite kampüs imkanlarıyla da dikkat çekiyor; en büyük yeşil alana sahip konumda ancak yarım kalan inşaatlar nedeniyle de eleştiri topluyor. Binalar ne zaman tamamlanabilecek?

Devletimizin içinden geçtiği durumu biliyoruz, devlet vermiyor, tamamlayamıyoruz diye isyan etmenin anlamı yok. 2020 bütçesinde 1. durumdayız. Yüzde 9 artış aldık. Bununla da iyi işler yapılır. Sınırımızda sıkıntılarımız var, harcamalar yükseldi, farkındayız. İnşaatlarımızı tamamlama gayretindeyiz. Merkezi dersliklerin yapımında inşaat müteahhit firmanın iflası nedeniyle durdu, işlem sırasına göre yeni bir müteahhitin devreye girmesi gerek ama firma tamamlama sözü verdi, beklemedeyiz. Eğitim fakültesi ek binasının tefriş aşamasındayız, inkılap tarihi hocalarımızın odalarını bu binaya taşıdık, teknolojik bağlantılar tamamlandığında tamamen hizmete açılacak. Tıp fakültemizde tamamlanmasına çalıştığımız birimler var. Bu anlamda kent dinamiklerinin de katkılarını bekliyoruz. Öyle bir binanın tamamını 1 milyar liraya bile yapmak zor. Çocuk hematoloji yapıldı 5-6 sene evvel, doğum ve çocuk hastanesini, yanına diş hekimliğini yapabilirsek, 300- 400 yataklı üniteler yapılabilirse süreç içerisinde tamamlanabilir ama devlet yapsın demek çok ağır bir yük. Çocuk-doğum hastanesi projemizi biraz küçülttük ve Proje Daire Başkanlığından onay bekliyoruz, geldiği takdirde 2 yıl içinde tamamlayacağız. Bu şartlarda dahi yapılabilecek işler olduğunu bilerek hareket diyoruz. En iyiye ulaşamıyorsa iyisini yaparız, şu andan daha iyisini yapmak durumundayız.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir