Son Dakika

Açık havada eğitim ve corona günleri

Açık havada öğrenmenin tarihi, 1800’lü yıllarda yapılan etkili çalışmalara ve farklı ülkelerde başlayan “Ana okulu hareketi”,  “park zorunluluğu” ve “oyun alanı hareketi” gibi önemli hareketlere dayanır.

Peki, sadece 200 yıl önceki bu etkili çalışmalarla mı açıklarız bu önemli sistemi?

Hayır…

Bu tarih, bazı çekişmeli ve kesintili dönemlerle birlikte Antik Yunan’da Platon ve Epikuros’a kadar uzanıyor. O dönemin eğitimcileri, açık havada öğrenmenin değerini iyi anlamışlar.

Açık hava eğitim programları, çeşitli öğrenme deneyimleri sağlamak için tasarlanmıştır. Hedeflerin arasında, doğanın doğrudan deneyimi, hayatta kalma becerileri ve eğlemenin yanı sıra; fiziksel zorluklarla yüzleşerek bireysel karakter oluşturma, takım oluşturma ve başkalarına güven gibi konular var. Tüm programlar bu hedeflere ulaşmada eşit derecede etkili olmasa da, deneyimin kendisi genellikle eğlencelidir ve öğrenilen beceriler paha biçilemez olabilir.

Bu nedenle, yeterli güvenlik önlemleri alındığında ve nitelikli personel eğitime dahil olduğunda, açık hava eğitimleri, bir eğitim programı olarak çok olumlu sonuçlara sebep olacak niteliğe sahiptir.

Açık hava eğitimi, insanların “en olmaları gereken yerde oldukları” inancına dayanır. Daha büyük bir sistemin parçası olduğumuzu ve sosyal gelenek ve kurallara bağlı olmadığımızı hatırlarız. Her insan en çok kendisine sadıktır ve diğer insanları sosyal sınıf, ırk, din vb.  ayırımcılığa tabi tutabilir… Hem de çok kolayca… İşte birçok insan için, biraz mücadele, biraz direnç isteyen açık hava aktiviteleri, konfor alanlarını daraltabilir ve bu da fiziksel olarak kendilerini daha çok zorlamalarına neden olur. Tabi bu da zihinsel olarak kendilerini daha fazla zorlamalarına sebep olacaktır.

Açık hava eğitimi, ekip çalışmasının temel unsurlarını aşılamaya da yardımcı olur, çünkü katılımcılar birlikte çalışmak ve birbirlerine güvenmek zorunda kalırlar. Bir açık hava eğitim programı, aşağıdaki amaçlardan birini ya da birden fazlasını vurgulayabilir.

*Yeniden suç işleme eğilimini azaltma
*Takım çalışmasını geliştirme
*Açık havada hayatta kalma becerilerini öğretme
*Maneviyatı destekleme
*Doğal çevreyi anlama

*Liderlik yeteneğini geliştirme
*Problem çözme yeteneğini geliştirme

Açık hava eğitimlerinde, üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan biri, katılımcıların bu konudaki zihinsel yeterliliği ve fiziksel uygunluğudur. Yüzyıllardır şehir ortamında, hayatta kalma becerilerinden uzak, bir nevi fanusta büyüyen çocuk ve gençler için, öncelikle bu yeteneklerin ve becerilerin  kazandırılması hayati önem taşıyor.

İnsanların %50’den fazlası artık kentsel ortamda yaşıyor ve 2050’ye kadar bu oranın %70’lere ulaşacağı belirtiliyor. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz bu dönemde artan akıl hastalıkları ve psikolojik problemlerin, kentleşmeyle çok yakından ilgili olduğu vurgulanıyor. Stresin  beynin çeşitli bölgelerinde geri dönüşlü veya geri dönüşsüz olarak değişikliklere neden olduğu değişik çalışmalarla gösterilmiştir. En çok etkilenen bölgeler hipokampus, amigdala ve prefrontal korteks gibi alanlardır. Özellikle bu konuda yapılan çalışmalarda, doğa deneyiminin tekrarlayan düşünce takıntısını azalttığı ve en karmaşık zihinsel ve bilişsel süreçlerimizin gerçekleştiği, subgenual profrontal korteks bölgesinin bu sayede sessizleşitiğini ve böylece ruh halinin zahmetsizce ve hızlı bir şekilde dengelendiği ortaya konmuştur. Öğrenme ve hatırlamadan sorumlu hipokampüs bölgesi içinde aynı şeyler geçerlidir.

Yani bütün bunlardan sonra doğal ortam ve doğal deneyim hızla kentleşen dünyamıza ruh sağlığımız için kritik bir kaynak haline gelmiştir diyebiliyoruz. Hem de çok net!

Peki, birbirine bu kadar bağlı olan hayatın, ekolojik sistemin ve müthiş bir dengenin içinde, insan doğasına aykırı okul ve öğrenme sistemimizi daha ne kadar inatla devam ettirebiliriz diye sormadan edemiyor insan. Belki de sormak da çok geç kaldık ama illa ki bir yerinden dönmenin yolu vardır diye düşünüyoruz. Bu konuda özellikle Avrupa ve Amerika’da son on yılda önemli adımlar atılsa da, bize en acil adımları atmamızı idrak ettiren Covid 19 süreci oldu. Çünkü insanların alanlarla ilişkilerini ve etkileşimlerini alt üst etti. Bu durumda, okullar öğrencilerini geri çağıramadıkları için, ciddi bir fikir üretme sürecine girildi ve dünyanın birçok yerinde açık alanların eğitim ortamında kullanılması gündeme geldi.

Geleneksel sınıflar ve akademik binalar içinde rahatsız edici alanlar yaratabilecek fiziksel mesafe önlemlerine uymanın zorunlu olması, “bunun başka bir yolu var mı?” sorusunu en önemli araştırma konusu haline dönüştürdü. Aslında eğitim dünyası için bu bir fırsattı.

Dış mekan kullanımı bir güvenlik önlemi olarak düşünüldüğü için bizi biraz zorlasa da, açık alanların sürekli kullanımının sosyal duygusal öğrenme, deneyimsel öğrenme ve açık havada aidiyet duygusu yaratılması açısından birçok faydası olduğunu artık biliyoruz. Bu nedenle, açık alanlar okulların Covid 19 sürecine verdikleri tepkiler açısından oldukça kıymetlidir.

Okulların bu sistemi uygulamaya başlamaları için, eğitim, sağlık,  ilk yardım, yaban hayatı ve izcilikle ilgili kurumlarla bir araya gelerek, alan çalışmalarını yapmaları ve alan envanterlerini çıkarıp, uygulanabilecek tüm kural ve kaideleri de belirleyerek önümüzdeki eğitim sezonuna hazır hale gelmeleri hayati önem taşıyor. Açık havada eğitimle ilgili tüm soruların, tüm endişelerin paylaşılıp tartışılarak gelinecek nokta, geleceğimizi şekillendirecek çünkü.. .

Bu konudaki envanter oluşturma örnekleri birçok ülkede yayınlandı. Yeter ki çocuklar ve gençler eğitim haklarından mahrum olmasın diye dünyanın birçok yerinde hummalı çalışmalar devam ediyor. Neden bizim ülkemizde de bu çalışmaları hemen başlatmıyoruz?!.. Eğitim süreci öylesine sekteye uğradı ki, hemen yarın yüz yüze eğitim başlasa bile, birkaç yıl kapanamayacak bir boşluğumuz var.

Pandeminin neden olduğu bozulma, işte bu dinamiği değiştirmek için altın bir fırsat sunuyor aslında. Dışarıda daha fazla zaman geçirmek ve deneyim yoluyla ve daha geniş dünyada öğrenmek kalıcı bir çizelge haline dönüştüğünde, çocuklarımızın öğrenme şeklini sonsuza kadar değiştirmiş oluyoruz.

Okul binasının konforlu, kontrol edilebilir sınırlarına alışkın eğitimciler için eğitimi dış mekana göre planlamak ürkütücü olabilir. Fakat onların kendilerini geliştirmeleri ve bunun için gerekli eğitimleri almaları çok da zor olan bir şey değildir. Hele ki hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin tüm gün hareketsiz bilgisayar başında kaldıkları ve bunun da onların sağlığına ciddi zararlar verdiği apaçık ortada iken, bu konuda verilecek her emek kutsaldır bence.

“Hayat, ekrana bakarak değil, çevrenin farkında olup bizzat deneyimleyerek öğrenilir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.