Son Dakika

‘Yaşanmaz bu ülkede’ propagandasının gençlerdeki etkisi !

Geçen dönem, belletmen olduğum Fen Lisesinde bir öğrencim rahatsızlanmıştı. Hastaneye götürdüm. Muayene, röntgen ve tahlil gibi süreçlerini takip ederken, çocuktan kan alan hemşirenin, öğrencinin okulunu sorduğunu duydum.
Çocuk, ‘Fen Lisesine gidiyorum’ deyince, hemşire, ‘Neyi hedefliyorsun, ne yapmayı düşünüyorsun okul bitiminde?’ dedi.
Taşrada bir öğretmen çocuğu olan öğrencimiz, ‘Hedefim yurt dışına, Cern’e gitmek…’ der demez, hemşire ezberi ile çocuğun amacı ve hedefini anladığı şekilde tefsir, tevil ve iftira etti:
“Tabii, bu ülkeden kaçmak istiyorsun. Haklısın. Size ne sunuluyor ki? Yaşanmaz bu ülkede, en iyisini sen yapacaksın…”
Bu arada kan alma işlemi tamamlandı. Ve hemşire ile çocuk arasındaki diyalog bitti.
Çocuğun, ülkeden kaçmak gibi, bu ülkede yaşanmaz gibi bir şey kast ettiği yoktu. Yurt dışında, en iyi üniversitelerde okumak, ülkeye dönmek ve memlekete faydalı olmak gibi bir şey söylemeye çalıştı. Daha sonradan hemşireye söyleyemediklerini bana söyleyip meramını anlatabildi. Çocuğun rol modeli Aziz Sancar, Selçuk Bayraktar gibi ülkesini seven, ülkesine bağlı insanlardı.

8. Sınıf LGS hazırlık kursunda, Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinde Kader konusunu işliyorduk.
Konunun alt başlıklarından birisi de ‘Emek ve Rızık’ idi.
Allah’ın besin zincirini yaratarak ve canlıları kabiliyetlerle donatarak tüm canlılara rızıklarını verdiği ve kabiliyetlerini en iyi ve verimli kullananların (Emek) maksimum rızkı elde edebildiğini, ancak salt kişinin kabiliyetlerini iyi kullanmasının yeterli olmadığını, ‘Tarihsel ve çevresel faktör’lerin de etken olduğunu konuşuyorduk. Ve bazı ülkeleri ve kıtaları örnek veriyorum. Tahtaya dipten yukarıya uzun bir merdiven çiziyorum. Ülkelerin kişi başı yıllık hasılalarını yazarken, çocuklardan azımsanmayacak bir grup ‘Türkiye en alt basamakta’ deyiveriyorlar. Bunu söylerken de garip bir keyf alıyorlar.
Avrupa’nın neden daha üst basamakta olduğunu soruyorum. Afrikalılardan daha fazla mı emek sarf ettiklerini soruyorum.
Çocuklar, aydınlanmadan, matbaadan, endüstri devriminden, coğrafi keşiflerden ve sömürüden bahsediyorlar…

9. Sınıflarda da taklidi, tahkiki, tasdiki iman’dan bahsediyoruz. Dünya insanlarının %98’inin atalarının dini ve imanı üzere olduğunu, yüzde 2 sinin ise sonradan başka dinler seçtiğini, en çok da Hristiyanların, İslam ve Budizme geçtiğini istatistiki bir bilgi olarak veriyorum. Sebeplerini çocuklarla tartışıyoruz.
Batıda aile bağlarının zayıflaması, bireyselleşme, dünyevileşmenin sebep olduğu manevi açlık, manevi tatmin arayışı, anlam arayışı vs olduğunu konuşuyoruz…
Rusya’nın başpiskoposu Dimitri Smirnov’un buna dair vaazlarından kısa parçalar izletiyorum. Bazı çocuklar, ‘Bunlar salak yaaa… Gelsinler buraya, biz oraya gidelim. Buranın kaç bucak olduğunu görsünler’ diyorlar.
Bunu tartışmaya açıyoruz. Tabii bunca algı bombardımanına maruz kalmış beyinlere nüfuz etmek kolay değil…
Bazı çocuklar, maalesef Müslümanların hiçbir alanda batılılara karşı avantajlı olamayacağını mutlak manada içselleştirmişlerdir.
Bu tartışmalardan sonra sayfama şunları yazmıştım:

“Öğrencilerle konuşuyorum. Mahsus lafı Avrupa’lıların Türkiye’ye yerleşmek için can attığına getiriyorum.

Öğrenciler de, ‘salak mı bunlar? ‘Yerlerine biz gidelim’ diyorlar.

Ülkelerini gömmeyi çok seviyorlar.

Gerçekten de bizim gençlerin Avrupa’ya gitmelerini teşvik etmeliyiz.

İşgücü ihracatı yapmalıyız.

Herifler kargocu/ hamal/kurye bulamıyorlar. Alkolden ehliyetleri kaptırıyorlarmış. Mallar limanlarda bekliyor. Nerden baksan 5000 euro kazanırlar. 2000 eurosunu biriktirip burada ev bark alırlar. Al sana döviz.

Hem disiplini öğrenirler hemi de memleketin taşını toprağını özlerler.

KPSS kurslarında telef olmamaları da bonusu.

Avrupa’ya gidenlerin, her Allah’ın günü baba parasıyla Şanzelize çevresinde sabahlara kadar içip  parti yapmadıklarını öğrenmiş olurlar.”

     

Ali Şeriati’nin, ‘Anne baba biz suçluyuz’
Muhammed İkbal’in, ‘Kaç Müslümandan sığın İslam’a’
ve M. Akif Ersoy’un,
“Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile,
Alem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile,
Kaç Hakiki Müslüman gördümse hepsi makberdedir,
Müslümanlık bilmem amma galiba göklerdedir”

Ve benzeri daha birçok söz, Müslümanların özeleştiri yapmasına vesile olması bakımından çok önemli olmakla birlikte, ‘Bizden olmuyor, olmaz, olamaz’ özgüvensizliğine de sebep olmuştur.

Klasik efdaliyyet teorisini baz alırsak Müslüman bir bireyin, en üstün olan Sahabe nesli ile aramızda dağlar kadar mesafe vardır. Zaman geçtikçe azalan faziletten bugün ki nesle hiçbir zırnık kalmayacağı açıktır.
Ayrıca Müslüman vaizlerin anlattığı menkıbelerin çizdiği ‘Kamil Mümin’ ütopyası varken, hasbel kader Müslüman bir coğrafyada doğmuş olmaklığın getirdiği geleneksel bir kimlik olan Müslüman kimliğini –her türlü aşağılamalara karşın– doldurması imkansız gibi bir şeydir.

Bir taraftan, ‘Bedrin Aslanları ancak bu kadar şanlı idi’  sözüyle tebcil edilen Müslüman ahali, bir taraftan da ‘senden insan bile olamaz’ aşağılamasına maruz kalması zaman içinde ister istemez, ‘Nasılsa benden insan olmayacak, gayret etmeme gerek yok’ kabullenişine sebep olacaktır.

Yakın zamanda Amerika’dan bir haber yansıdı medyaya. Trafikte para taşıyan zırhlı bir araçtan yola epey miktarda dolar saçılmıştı. Haberin videosunda Amerikalılardan bazıları, paraları resmen yağmalıyorlardı. Haberin paylaşıldığı ve çoğunluğunu dindar insanların oluşturduğunu bildiğim bir grup, ‘Bizde olsaydı, insanlar birbirlerini öldürürdü’ şeklinde yorumlar yapılmıştı.
Oysa başıma gelmişti. Kızım küçükken arabanın camından bir tomar parayı yola saçmıştı. Bursa’nın en işlek trafiğinde bütün araçlar durmuş, insanlar araçlarından inmişler ve son kuruşuna kadar paramı toplayıp vermişlerdi.
Her iki davranışın da genelleştirilemeyeceğini biliyorum.
Ancak, insanların, kendilerini gömmeye bu kadar hevesli olması asla anlaşılır bir şey değildir.

Özeleştiri yapmak, mütevazi olmak babında söylediğiniz sözler birileri tarafından gerçek sayılabiliyor.

Koskoca Müslümanların fikir önderlerinin, Müslüman ahaliyi bu kadar gömdüğü yerde, ortaokul ve liseli gencin bilinçaltında şu düşüncenin oluşmasına şaşmamak gerekir:
“İslam’ı yaşamak, Müslüman olmak ütopik bir şeydir. Zaten Müslümanlar kadar aşağılık ve insanaltı varlıklar yoktur. Gerçek insanlık, gerçek ahlak, gerçek refah Avrupa’da, Amerika’dadır. Hem ahlakımı hem de refahımı yükseltmek için ne yapıp edip Avrupa’ya kaçmak zorundayım.”

Buyurun cenaze namazına,
Ama kimin, neyin?
“Anlattığın senin hikayendir.”

Not:
Bu konu ile ilgili daha önce de bazı yazılar yazdım.
Meraklıların okumaları için linklerini paylaşmak istiyorum:
https://sehirmedya.com/kurancilarin-utopyasi-makale,273318.html
https://sehirmedya.com/bu-ummettenbicacik-olmaz-mi-makale,223302.html
https://sehirmedya.com/muslumanlar-insan-degil-mi-dir-i-makale,158832.html
https://sehirmedya.com/muslumanlar-insan-degil-mi-dir-ii-makale,159232.html
https://sehirmedya.com/muslumanlar-insan-degil-mi-dir-iii-makale,159411.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.